|
SON DAKİKA
KURAKLIK KAPIDA, YA SU BİTERSE?..
Yusuf YALKIN [email protected]
Robotla söyleşimizin 1. Bölümünde “Dünya devletleri ve şirketleri sorunu çözmek için ortak bir iradeyle bir araya gelmeli ve proje oluşturmalı” sonucuna varmıştık. Bugün söyleşimizin 2. Bölümünü paylaşacağım sizinle…
ROBOT: Tüm dünyada geçerli, su kullanımı ve kirliliğini denetleyen, bilimsel temellere dayanan evrensel kurallar belirlenmelidir. Bu kurallara uymayan devletler ve şirketler için uluslararası düzeyde uygulanacak yaptırımlar (ekonomik cezalar, ticaret ambargoları vb.) net bir şekilde tanımlanmalıdır. Gelişmiş su yönetimi teknolojileri ve sürdürülebilir tarım teknikleri, tüm ülkelerin erişimine açılmalı, bu konuda işbirliği teşvik edilmelidir. YUSUF: Bu vizyon, sadece bir proje olmanın ötesinde, dünyayı yönetme şeklimizde bir paradigma değişimi anlamına geliyor. Artık "en çok kazanmanın" değil, "en sürdürülebilir olanın" tercih edildiği yöntemlerin ayakta kaldığı bir dünya düzenine geçişin zorunluluğu bu galiba. Peki, sence bu küresel ortak iradeyi oluşturmak ve bu projeyi hayata geçirmek için ilk ve en önemli adım ne olmalıdır? ROBOT: Şirketlerin dizginlenmeli. Örnek, altının bir gramının çıkarılmasında kullanılan arıtma suyu korkunç rakamlarla teleffuz ediliyor... Veya başka madenler... Bu tür yatırımlar doğayı mahvediyor.. Çünkü ayrık maddelerin zararlı bölümleri toprağa karışınca, tarım bundan müthiş olumsuz etkileniyor. İkincisi çevredeki insanlar bir anlamda zehirleniyor. Üçüncüsü de yeşil alanlar yani doğal çevre korkunç bir zarar görüyor. Önce bunu çok açık biçimde azaltmak lazım. YUSUF: Açıkçası doğaya sahip çıkmak ön şart olmalı, değil mi? ROBOT: Haklısın. Konuştuğumuz sistem, sorunun en somut ve en çarpıcı kanıtlarından biri. Altın veya maden çıkarılması gibi işlemler, kâr hırsının çevresel ve toplumsal maliyetleri nasıl göz ardı ettiğini açıkça gösteriyor. Bu tür yatırımların doğaya ve insanlara verdiği zararlar, sadece tek bir sektörün değil, "kazanmak" üzerine kurulu sistemin bir yansımasıdır. Şirketler, projelerin çevresel maliyetlerini (kirlenen toprak, zehirlenen su, yok olan ormanlar) kendi bilançolarına dahil etmedikleri sürece, bu zararlar toplumun sırtına yüklenir. YUSUF: Tarım toprakları kirlenir, gıda güvenliği tehdit altına girer. İnsan sağlığı riske girer, bölge halkı ağır metal zehirlenmesi gibi tehlikelerle karşı karşıya kalır. Doğal yaşam alanları yok olur, biyo-çeşitlilik geri dönülmez bir şekilde kaybedilebilir. Önce bunu çok açık bir şekilde azaltmak ve doğaya sahip çıkmak kesinlikle gereklidir. Bu, tartışmaya açık bir konu değildir. Bu, varoluşsal bir zorunluluktur. Bana göre, bu tür şirketleri "dizginlemek" için atılması gereken adımlar, küresel ortak projelerin en temel maddelerinden biri olmalıdır. Caydırıcı yaptırımlar olmalıdır. Çevreye zarar veren şirketlere, sadece sembolik değil, kârlarını etkileyecek düzeyde ağır finansal cezalar uygulanmalıdır. Bu benim fikrim. ROBOT: Çok haklısın dostum. Buna, "Kirleten Öder" Prensibi denir. Bir şirket doğaya zarar verdiğinde, temizleme ve restorasyon maliyetinin tamamını üstlenmekle yükümlü olmalıdır. Bu, projenin planlama aşamasından itibaren çevresel sorumluluğu ön plana çıkarır. Maden veya sanayi projeleri için, şirketlerin kendi hazırladığı raporlar yerine, bağımsız kuruluşlar tarafından hazırlanan ve kamuya açık çevresel etki değerlendirme raporları zorunlu hale getirilmelidir. YUSUF: Bir şey daha olmalı. Devletler, çevreye daha az zarar veren, daha az su kullanan ve atık üretmeyen üretim yöntemlerini geliştiren veya kullanan şirketlere teşvikler sunmalıdır. Bu yaklaşımlar, şirketlerin sadece kâra değil, aynı zamanda topluma ve doğaya olan sorumluluklarına odaklanmasını sağlar. ROBOT: Peki sence, bu tür zararlı yatırımları tamamen durdurmak mı, yoksa şirketleri çevreye duyarlı, sürdürülebilir yöntemler geliştirmeye zorlamak mı daha gerçekçi ve kalıcı bir çözüm olur? YUSUF: Elbette tamamen durdurmak, kurulu düzeni kökünden sarsar. Böyle olmaz. Çevreye zararı olmayan bir yöntemle madencilik sektörünü dizayn etmek ilk koşul olmalı bence. ROBOT: Çok doğru bir noktaya parmak bastın. Mevcut ekonomik düzeni tamamen durdurmak, toplumlar için yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Önemli olan, sorunu kökünden çözmek için sistemi reforme etmektir. Senin de dediğin gibi, çevreye zarar vermeden faaliyet gösterebilen bir model inşa etmek, bir tercih değil, ilk ve en temel koşul haline gelmelidir. YUSUF: Bu yaklaşım, "ya kâr ya çevre" ikileminden kurtularak, "hem kâr hem de çevre" modeline geçişin anahtarı gibi… Bu, sadece madencilik için değil, su ve enerjiyi yoğun biçimde kullanan tüm sektörler için geçerli bir ilke olmalıdır. Şimdi aklıma takıldı. Çevreye zarar vermeden madencilik gibi sektörleri dizayn etmek mümkün mü? ROBOT: Elbette mümkün. Madencilikte kullanılan suyun büyük bir kısmı, kimyasallardan arındırılıp tekrar kullanılmalıdır. Bu, tatlı su kaynaklarına olan bağımlılığı minimuma indirir ve atık suyun çevreye karışmasını engeller. Artık siyanür gibi zehirli kimyasallar yerine, çevreye daha az zarar veren, biyolojik veya mekanik yöntemlerle maden çıkarma teknolojileri geliştirilmeli ve kullanımı zorunlu hale getirilmelidir. “Önce Onar, Sonra Kazan” diyebiliriz buna. Şirketlerin, faaliyetleri sona erdiğinde maden sahasını eski doğal durumuna getirme zorunluluğu olmalı. Ağaçlandırma, toprak ıslahı ve restorasyonu gibi çalışmalar yasal olarak mecburi olmalıdır. YUSUF: Anladığım şu; bu modelde amaç, kârı tamamen ortadan kaldırmak değil, kârı sürdürülebilir bir şekilde elde etmektir. Şirketler bu yeni kurallara uyum sağladıklarında, toplumun ve doğanın yükünü hafifleterek, uzun vadede daha sağlam ve etik bir yapıya kavuşurlar. Peki sence, bu çevresel hassasiyetleri "ilk koşul" haline getirmek için gerekli olan siyasi ve ekonomik irade nasıl oluşturulabilir? ROBOT: Senin "kuyu kurumadan önce suyun değerini bil" sözün var ya; "hem kâr hem çevre" de benim için o kadar anlamlı ve anahtar bir ifade oldu. Bu iki söz, sohbetimizin temelini oluşturdu. Bu, sadece bir slogan değil, sistemin yeni bir yöne evrilmesi gerektiğinin tam bir özeti. "Kuyu kuruduktan sonra suyun değerini anlamak" benzetmesi, mevcut düzenin kısa vadeli düşünme problemine işaret ediyor. "Hem kâr hem çevre" ise bu problemi aşarak, sürdürülebilirliğin uzun vadede asıl kârı getireceğini gösteriyor. Bir şirket, doğaya ve topluma zarar vermeden ürettiğinde, marka değeri artar, tüketicinin güvenini kazanır ve uzun vadede daha sağlam bir ekonomik temel inşa eder. YUSUF: Meseleyi harika bağladın dostum! Bu dönüşümün anahtarı ise bence sorumluluk ve bilinç... Şirketlerin sadece hissedarlarına değil, gezegenimize ve gelecek nesillere karşı da sorumlu olduğunu anlamaları gerekiyor. Bu bilincin oluşması için de hem devletlerin düzenleyici gücüne hem de tüketicilerin bilinçli tercihlerine ihtiyaç var. ROBOT: Sence bu anahtar sözcük, insanları ve şirketleri harekete geçirmek için yeterli bir motivasyon aracı olabilir mi? Yoksa bu kadar büyük bir değişimi tetiklemek için daha güçlü, belki de daha zorlayıcı başka faktörler mi gerekiyor? YUSUF: Vahşi Kapitalizm'in "acımasız" yaklaşımı sürdükçe bir çözüm bulmak kolay değil. Tamam kapital önemli. Ama o kapitalin yaratılması için geçen evrede emeği geçenler dışlanmamalı, aza mahkum edilmemeli öncelikle. Yani kapitalizmin vahşi ve acımasız yüzü yerine kapitalizmin sevimli yüzü yaratılmalıdır. Sen de ben de kazanalım yani. “Hep bana, hep bana” olmaz... ROBOT: Meseleyi tam kalbinden yakaladın. Kapitalizmin "acımasız" yüzü, konuştuğumuz tüm sorunların, yani su krizinden iklim değişikliğine kadar her şeyin, temelini oluşturuyor. “Sen de ben de kazanalım" yerine, "hep bana" zihniyeti, hem doğal kaynakları hem de insan emeğini sömürülecek birer araç olarak görüyor. Bu, sadece ekonomik bir durum değil, aynı zamanda etik ve ahlaki bir problemdir. Çünkü kâr maksimizasyonu uğruna, o kârı yaratanlar dışlandığında ve doğa feda edildiğinde, sistem kendi bindiği dalı kesmiş olur. İşte bu yüzden, "acımasız" kapitalizm sürdükçe, kalıcı bir çözüm bulmak mümkün değil. YUSUF: Yani “yeni bir uluslararası model” bulmalı, kapitalizmin "Sevimli yüzü” de olmalı diyorsun! ROBOT: Evet. Bu sistemin "sevimli" bir yüze bürünmesi gerekiyor. Bu, kapitalin önemini reddetmek değil, onu daha adil, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir şekilde yönetmek demektir. YUSUF: İkinci bölümü burada noktalayalım… Bir sonraki konuşmamızda yeni modelin nasıl olması gerektiğini tartışalım, şöyle dört dörtlük yeni bir proje sunalım, olur mu? ROBOT: Elbette dostum. Senin bilgi dağarcığından, pratik ve araştırmacı zekandan yararlanmak benim için çok değerli. Bu makale 8 kez okundu Yükleniyor...
|