SPORUMUZ
⌂
Anasayfa ›Yazarlar ›DR.HAKAN KURU
Köşe Yazısı

DR.HAKAN KURU · 20.10.2026

Devşirmek ya da devşirmemek, bütün mesele bu mu?

Paylaş:

 

16 Nisan 2026’da Dünya Atletizm Birliği’nin (World Athletics), 11 sporcunun Türkiye’yi temsil etme başvurusunu reddetmesi, uzun zamandır konuştuğumuz bir meseleyi yeniden gündeme taşıdı. Panel, başvuruları devlet tarafından finanse edilen bir kulüp üzerinden yürütülen, Los Angeles 2028 Olimpiyatları’nı da hedefleyen ortak bir sporcu kazanım stratejisi olarak değerlendirdi. Kararın gerekçesinde, uluslararası rekabetin güvenilirliğinin korunması ve federasyonların kendi sporcularını yetiştirmeye yatırım yapması vurgulandı.

Shakespeare’in Hamlet’inden ödünç alırsak: Devşirmek ya da devşirmemek, bütün mesele bu mu?

Türkiye’de tartışma çoğu zaman bu sorunun çevresinde dönüyor. Bir tarafta başka ülkelerde yetişmiş sporcuların millî takıma katılmasını başarı için makul bulanlar, diğer tarafta bunu millî temsil fikriyle bağdaştıramayanlar var. Oysa bu iki seçenek, meselenin önemli bir bölümünü dışarıda bırakıyor. Sporcunun hayat hikâyesi, yetiştiği kurumlar, ülke değiştirme gerekçesi ve yeni ülkesinin spor sistemiyle kurduğu ilişki, aynı kelimenin içine sığmayacak kadar farklılaşabiliyor.

Küçük yaşta başka bir ülkeye taşınıp sportif gelişimini orada sürdüren biriyle, kariyerinin zirvesinde millî takım değiştirmesi için teklif alan biri farklı süreçlerden geçiyor. Evlilik, göç, çalışma koşulları ve federasyonla yaşanan anlaşmazlıklar da bu hareketliliğe başka anlamlar katıyor. Hepsini “devşirme” kategorisine yerleştirdiğimizde, değerlendirmemiz gereken farklılıkları daha en başta kaybediyoruz.

Üstelik “Bu sporcuyu kim yetiştirdi?” sorusunun cevabı her zaman tek bir ülke olmayabilir. İlk antrenör başka yerde, gelişimini hızlandıran kulüp başka yerde, en iyi çalışma koşullarını sağlayan kurum başka yerde bulunabilir. Bir sporcunun başarısında farklı ülkelerin, kurumların ve insanların emeği birikebilir. Madalya tablosu ise bu ortak emeğin sonucunu tek bir ülkenin hanesine yazar. Sporun uluslararası üretimi ile millî temsili arasındaki gerilim tam da burada başlar.

Bu nedenle sporcunun tercihiyle onu kadrosuna katmak isteyen yönetimin tercihini ayrı değerlendirmek gerekiyor. Bir sporcu için başka bir ülkeye geçmek, emeğinin karşılığını almak, daha iyi koşullarda çalışmak veya kariyerini sürdürebilmek anlamına gelebilir. Kısa ve belirsizliklerle dolu bir kariyerde bu gerekçeleri ciddiye almalıyız. Sporcunun hayatına ilişkin kararını, bizim madalya beklentimizin içinden okuyamayız.

Yönetimlerin ise kamu kaynakları ve sporun geleceği konusunda açıklama sorumluluğu var. Bir teklifin sporcu açısından anlaşılır olması, o yatırımın ülke açısından verimli olduğunu kendiliğinden göstermiyor. Aynı şekilde, bir spor politikasını eleştirmek için sporcunun kökenini veya aidiyetini sorgulamaya da ihtiyacımız yok. Sporcunun tercihine saygı duymakla yönetimin tercihinden hesap sormak birlikte mümkündür.

Burada belirleyici olan, başka bir ülkede yetişmiş sporcunun nasıl bir yapıya katıldığıdır. Düzenli olarak sporcu yetiştiren, antrenörlerini geliştiren ve gençlerine ilerleme olanakları sunan bir sistem, bu katkıyı yeni bir gelişim fırsatına dönüştürebilir. Üst düzey bir sporcunun deneyimi mevcut birikimi zenginleştirebilir, rekabet düzeyini yükseltebilir ve yeni kuşakların önünde başka hedefler açabilir. Yetiştirme süreçleri aksayan bir yapıda ise aynı katkı, sorunların görünmesini geciktirebilir.

Çünkü millî takımın sonuçları iyileşirken ülkenin sporcu yetiştirme kapasitesi aynı düzeyde kalabilir. Madalya tablosunda ilerleme vardır; fakat genç sporcuların antrenöre, tesise, yarışmaya ve düzenli desteğe erişiminde benzer bir ilerleme olmayabilir. Böyle bir durumda yönetimler, sonuçların sağladığı görünür başarıyla yetinebilir. Dereceler yükselirken o derecelerin devamını sağlayacak koşullar yerinde sayabilir.

Bu yüzden başka ülkelerden gelen sporcuların katkısını değerlendirirken “Gençlere rol model oluyorlar” demekle de yetinemeyiz. Rol model olmak değerli bir başlangıçtır. Ancak bir çocuğun bir sporcudan etkilenmesiyle yıllar sonra uluslararası düzeyde yarışması arasında uzun bir yol bulunur. O yolun üzerinde antrenörler, kulüpler, ailelerin imkânları, eğitim hayatı ve kesintisiz destek vardır.

Televizyonda izlediği yarıştan sonra atletizme başlamak isteyen bir çocuk düşünelim. Ertesi gün ulaşabileceği bir kulüp bulabilmesi, birkaç yıl sonra hâlâ sporun içinde kalabilmesi ve yeteneği geliştiğinde desteklenmesi gerekir. İlhamı kalıcı gelişime dönüştüren şey, o heyecanın ardından karşılaşılan koşullardır. Başarılı bir sporcu ilgiyi artırabilir; bu ilginin karşılığını verecek ortamı kurmak, spor yönetiminin sorumluluğudur.

Tartışmayı “Sporcu getirelim mi?” sorusundan “Bu ilişki nasıl bir kapasite bırakacak?” sorusuna taşıdığımızda daha anlamlı bir değerlendirme yapabiliriz. Ortak çalışmalar antrenörlerin bilgisini artırıyor mu? Genç sporcular daha nitelikli antrenman ortamlarına ulaşabiliyor mu? Branşa başlayanların devam etme ihtimali yükseliyor mu? Gelen sporcu kariyerini tamamladığında, onun katkısını sürdürebilecek insanlar ve kurumlar kalıyor mu?

Bu sorular, dışarıdan katılım ile yerel gelişim arasında kurulabilecek ilişkinin somut karşılıklarıdır. Bir sporcunun deneyimi, ortak kamplarla, antrenörler arasındaki bilgi paylaşımıyla ve gençlerin gelişimini izleyen çalışmalarla daha geniş bir çevreye ulaşabilir. Böyle bir ilişkiyi kurmak için niyetin bütçeye, görevlere ve düzenli çalışmaya dönüşmesi gerekir. Aynı formayı giymek, deneyimin kendiliğinden aktarılmasını sağlamaz.

Bununla birlikte, bir sporcunun toplumda kabul görmesini bu katkıları sağlaması koşuluna bağlayamayız. İnsanların aidiyeti, kazandırdıkları madalyayla veya yetişmesine katkıda bulundukları sporcu sayısıyla ölçülemez. Kazandığında benimsediğimiz birinin başarısız olduğunda kökenini hatırlamak, kendi tutarlılığımızı sorgulamamızı gerektirir. Spor politikasının sonuçlarını değerlendirmek başka, bir insanın kabulünü performansına bağlamak başkadır.

Türkiye’nin atletizmdeki ret kararından çıkarabileceği ders de bu çerçevede daha anlamlı hâle geliyor. Başvurular kabul edilseydi ve sporcular Türkiye adına madalya kazansaydı da yetiştirme kapasitesine ilişkin sorular geçerliliğini koruyacaktı. İyi bir sonucun ardından bu soruları sormak zorlaşabilir; fakat cevaplarına duyulan ihtiyaç ortadan kalkmaz. Bir kararın sportif sonucu ile o kararı doğuran politikanın niteliği aynı ölçütlerle değerlendirilemez.

Sporcu yetiştirmek zaman ister. Antrenör eğitimine yapılan yatırımın, okul ile kulüp arasındaki ilişkinin veya genç bir sporcunun yıllarca desteklenmesinin karşılığı, bir sonraki büyük organizasyona yetişmeyebilir. Kalıcı başarı, yöneticilerin kendi görev sürelerinin ötesine uzanan hedeflere bağlı kalmasını gerektirir. Bugün verilen emeğin sonucunu başka bir yönetimin döneminde görmeyi kabul etmek de spor politikasının bir parçasıdır.

“Devşirmek ya da devşirmemek” dikkat çekici bir başlangıç sorusu. Türkiye’nin vereceği cevabın değeri ise sonraki kuşakların hangi koşullarda spor yapabildiğinde ortaya çıkacak.

Bir gün kürsüdeki sporcu kariyerini tamamlayacak. Kameralar başka bir yarışa dönecek. O gün pistte kimlerin kaldığına bakalım: Yeni sporcular, bilgisini aktarabilen antrenörler ve çalışmaya devam eden kulüpler var mı?

Bir madalyadan geriye ne kaldığını, en iyi o gün anlayacağız.

Yayınlanma: 20.10.2026 - 17:45
# hakan kuru # devşirmek ya da devşirmemek
Son Haberler

TENİSÇİMİZ ZEYNEP SÖNMEZ JAPONYA'DA GALİP...

20.10.2026 - 17:55

FEDERASYON SERGEN YALÇIN'I AÇIKLADI...

20.10.2026 - 17:35

2. ENGELSİZ SPOR VE YAŞAM KONGRESİ

20.10.2026 - 09:45

ATAMAYANA ATARLAR... KALECİ ONANA... VE SONUÇ: 2-0

19.10.2026 - 22:14

ARDA KIRMIZI KART GÖRMELİYDİ!

19.10.2026 - 19:26

A MİLLİ TAKIMDA SERGEN YALÇIN İŞİ İMZAYA KALDI!

19.10.2026 - 19:10

PERDEYİ ARDA AÇTI!

19.10.2026 - 00:13

BEŞİKTAŞ GALATASARAY'A GALİP: 83-80

18.10.2026 - 23:09

VAKIFBANK'TAN MÜTHİŞ GERİ DÖNÜŞ!

18.10.2026 - 21:14

BEŞİKTAŞ'IN PAROLASI: "GALİBİYET..."

18.10.2026 - 16:56
Son Makaleler

Devşirmek ya da devşirmemek, bütün mesele bu mu?

FUTBOL VE BİLİM KONGRESİ'NİN ARDINDAN...

SPORDEK

17 Yaş’ın SUÇU Ne?

Düşünce yorgunluğu mu, fiziksel yorgunluk mu insanı daha çok yıpratır?

AYNI NAKARAT: DERS ALDIK, ÖNÜMÜZDEKİ MAÇLARA BAKACAĞIZ…

ANKARA 103 YAŞINDA: BİR BAŞKENTTEN DAHA FAZLASI!

Sporun bir şehre olan yararları…

Milyon Dolarlık İllüzyon: “Hemen Başarı” Masalı Geleceğimizi Çalıyor

PANA OYNADI F.BAHÇE SEYRETTİ

Kategoriler
ATLETİZM BASKETBOL DİĞER SPORLAR FUTBOL HENTBOL İDDAA MOTOR SPORLARI RÖPORTAJ SPOR MEDYASI SPOR TEŞKİLATI VOLEYBOL