DOÇ. DR. SERDAR SAMUR · 30.09.2026
İktisadın basit ama önemli bir kuralı vardır: Elinizdeki sınırlı kaynakla bir tercih yaptığınızda, vazgeçtiğiniz en iyi alternatifin bedelini de ödersiniz. Buna fırsat maliyeti denir. Türk futbolu yıllardır tam da bunu yapıyor.
Para var. Taraftar var. Genç nüfus var. Futbola büyük bir ilgi var. Ama kaynakları nasıl kullandığımız, kimi görevlendirdiğimiz ve hangi sorunları çözüp hangilerini ertelediğimiz konusunda ciddi bir problem var.
Bugün bunun bedelini ödüyoruz.
A Milli Takım’ın İtalya karşısında aldığı 4-1’lik yenilgi elbette tartışılacaktır. Ancak bu sonuç, Türk futbolundaki sorunların tamamını açıklamaz. Asıl mesele, yıllardır biriken yönetsel ve kurumsal problemlerdir.
Son olarak Merkez Hakem Kurulu Başkanı Ferhat Gündoğdu’nun da aralarında bulunduğu bazı isimlerin “mobbing” ve “resmî belgede sahtecilik” iddiaları kapsamında gözaltına alınması, hakemlik sistemine duyulan güveni yeniden gündeme taşıdı. Burada hukuki sürecin sonucunu beklemek gerekir. Gözaltı, suçluluk anlamına gelmez.
Ama şu soruyu sormak da gerekir:
Bir futbol sisteminde hakemlik kurumunun kendisi tartışmalı hale gelmişse, o sistemde güven nasıl korunacaktır?
Çünkü futbol yalnızca 90 dakika değildir.
Futbol, o 90 dakikanın adil oynandığına dair ortak inançtır.
Güven yoksa marka değeri de yoktur. Rekabetin anlamı da zayıflar.
Asıl problem ise daha derinde.
Türk futbolu yıllardır geleceğe yatırım yapmak yerine günü kurtarmayı tercih ediyor.
Altyapı yerine transferi, kurumsallaşma yerine kişileri, uzun vadeli plan yerine sezonu konuşuyoruz.
Sonra da neden aynı sorunları tekrar tekrar yaşadığımızı soruyoruz.
Oysa her yanlış tercihin bir fırsat maliyeti var.
Bir futbolcuya milyonlarca euro harcadığınızda sadece o parayı harcamıyorsunuz.
Belki aynı kaynakla kurulabilecek bir altyapı sisteminden vazgeçiyorsunuz.
Bir göreve liyakat yerine başka ölçütlerle atama yaptığınızda sadece bir koltuğu doldurmuyorsunuz.
O görevi daha iyi yapabilecek bir insanın önünü de kapatıyorsunuz.
Bir sorunu çözmek yerine ertelediğinizde ise sadece bugünü kurtarmıyorsunuz.
Yarının sorununu büyütüyorsunuz.
Bugün yükselen “istifa” seslerini yalnızca bir maçın sonucuna bağlamak kolay.
Ama kolay açıklamalar, zor sorunları çözmez.
Bir yönetim değişebilir.
Bir teknik direktör değişebilir.
Bir MHK başkanı değişebilir.
Peki sistem değişiyor mu?
Asıl soru bu.
Türk futbolunun artık sadece yeni isimlere değil, yeni bir yönetim anlayışına ihtiyacı var.
Liyakat.
Şeffaflık.
Hesap verebilirlik.
Kurumsal hafıza.
Altyapı.
Veriye dayalı karar alma.
Ve hepsinden önemlisi güven.
Çünkü futbolun en değerli sermayesi yalnızca para değildir.
Güvendir.
Fırsat maliyeti ise her yanlış tercihte biraz daha büyüyor.
Artık mesele sadece neyi kaybettiğimiz değil.
Neyi kaybedebilecekken kurtarabileceğimizdir.
Türk futbolu aynı sorunları yeni isimlerle yeniden üretmeye devam mı edecek?
Yoksa sonunda fırsat maliyetini hesaplayıp, gerçekten değişmeye mi başlayacak?
KAYNAK: