İKİ NORVEÇ MAÇININ
DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ…
Projelerin ülkemizde hala gerçek manada anlaşıldığını ve buralardan çıkacak eğitimli ve bilinçli sporcuların önemine yeterince inanıldığını düşünmüyorum. İstisnalar hariç, federasyonların da kulüplerin de “Alt yapı çalışmalarına” hala yakın durmadıkları ortada! Yanlış anlaşılmasın, elbette sporcu sayısı artıyor, bu doğal. Ben yeni sporcuların genelde proje kaynaklı olmadıklarından söz ediyorum; “kalite”, “kantite” meselesi. Yani önemli olan sayının fazlalığı değil, kaliteli olması.
Norveç maçlarında gördüm ki, elimizde cesur, hızlı oynayan, yetenekli hentbolcularımız var. Eksik olan “ortak akılda” hareket etmemeleri. Sadece “kazanmaya” odaklandırıldıkları ortada. Oysa, iki ayaklı maçlarda, “strateji” oyunun önüne geçer. “Bilinç” hırstan daha fazla anlamlı olur. Ortak hareket edebilme, “bireysellikten” çok daha kıymetlidir. Ve daha da önemlisi rakibinizin gücünü önceden “çok iyi analiz” etmek, oyun planını sadece kazanmak üzerine değil, özellikle ilk maçta “avantajlı skoru” sağlayabilecek bir “oyun planı” üzerine kurgulamak gerekirdi. Bu eksiklikleri takımı izledikten kısa bir zaman sonra zaten fark ediyorsunuz! Takım oyununda “devamlılık” olmadığını görüyorsunuz. Kenardan yeterli dokunuşlar da olmuyor! Kaleciyi değiştirmek bile maçın sonlarında doğru akllara geliyor! Şaka gibi… Oynadığımız takım Norveç... Hentbolun çok önemli ekiplerden birisi. Finaldeki rakibimiz olarak bu ismi duyduğum anda üzüldüm “Eyvah, Milli takımın işi çok zor” dedim. Teknik adam da mutlaka düşünmüştür! Ama ne oyun planında, ne stratejisinde bunu göremedim. Sanki sıradan bir ekiple oynuyormuşçasına “keyfi” davrandık! Eğer ilk maçta “az farklı bir yenilgi düşüncesi” ile oynasaydık, rövanşı da bir an önce sonuca gitmek telaşıyla saldırmak yerine “sakin ama kararlı bir plan içinde” sürdürebilseydik, yine elenirdik ama “erken teslim” olmazdık. Bunda oyunculardan ziyade kenar yönetimi sorumludur!
ALT YAPIDA PROJE İŞTE BU YÜZDEN ÖNEMLİ
Alt yapı ve proje çalışmaları ile “sonuca ulaşma” konusunda hiç ummadığım bir zamanda karşıma yıllar önce bir fırsat çıktı. Dönemin spor bakanının ısrarı üzerine hentbol yönetiminde asbaşkan olarak 7 yıl görev (1987-1993) görev yaptım. Daha ilk toplantıda söylediğim sözleri dün gibi hatırlıyorum. Projeleri spor teşkilatına kabul ettirmenin ve bu konuda yol almanın sıkıntısını ve zorluklarını “iyi bilen birisi” olarak, Federasyon Başkanı Prof. Yavuz İmamoğlu ve yönetim kurulu üyelerine ilk toplantıda, “Projelere inanmıyor, sadece işi A Milli takımların başarısı üzerine kurmayı düşünüyorsanız, ben bu işte yokum” dedim. Birden odada bir sessizlik oldu. Rahmetli Oktar Tertemiz, sistem ve projeler konusunda o kadar “doyurucu bir açıklama” yaptı ki, karar oy birliği ile alındı. Proje çalışmalarına "kısıtlı federasyon bütçesine rağmen" start verildi. O dönemlerdeki kamplarda sporculara "1 bardak fazla çay verilmesine bile" izin yoktu!
Daha sonra da “kaliteli yabancı teknik adam” getirmenin gereğini yönetim kuruluna kabul ettirerek önemli bir adım daha atılmasını sağladım. Ancak, ne projelerin ne de yabancı antrenörün getirilmesi hiç de kolay olmadı. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü yöneticileri önce direnmeye çalıştılar. Ama ısrarlarım ve gazeteci kimliğimle karşılarına dikilmem sonucunda “pes” ettiler. Hentboldaki ilk yabancı teknik adam Aleksander Rezanov’un gelişi işte tam da böyle oldu.
Bu arada o zamanki bazı muhaliflerin koydukları engelleri aşmak da hayli zaman kaybettirdi bizlere... Hentbolun ilerlemesi için yönetimde bulunmasalar bile destekleseler olmaz mıydı? Hentbol sevgisi, inancı, bilinci bunu gerektirmez miydi? Yapmadılar; tam 7 yıl “kösteklediler” bizi. Haftada bir ekipler halinde gelip spor teşlilatına gammazladılar! Çünkü artık istedikleri gibi at oynatamıyorlardı! “Rabbena, hep bana devri” kapanmıştı. Egoizme geçit yoktu. Ama “çamur atmaktan” bıkmadılar, yorulmadılar! Bu nasıl bir düşünce tarzı, nasıl bir davranış biçimiydi? Düşündükçe sinirleniyorum! Neyse! Bu öyle derin bir konu ki, yaşadıklarımızı bir bilseniz, dudağınız uçuklar!
Sonunda hem projemizi hayata geçirdik, hem de eski pivot ve o dönemde SSCB’nde henüz bölünme olmadığı için kendi ülkesinin değil, sayısız kez Sovyetler Birliği milli takımının formasını giyen, sonraki hayatında da antrenörlük yapan Ukraynalı Aleksander Rezanov’u hentbolumuza kazandırdık!
Başta Rüştü Şahin (Erkek takımlarından sorumlu) ve Rahmetli Mehmet Bilir (Kadın takımlarından sorumlu) olmak üzere sağ olsunlar "isimleri sayfalara sığmayacak kadar fazla" antrenörümüz ve çeşitli illerden yürekleri hentbol sevgisiyle dolu idarecilerin, gönüllü destek verenlerin özverili, kararlı biçimde yaptıkları uzun soluklu çalışmalardan ve Prof. Dr. Yavuz Taşkıran’ın da büyük emekleri sonrasında "Yıldızlar Projesi" adı altında bir sistem ortaya çıktı. Ülke tarandı. Çeşitli iller hatta ilçelerde “Seçmeler” yapıldı. Kulüplerle ortak hareket edildi. Okullardaki beden eğitim öğretmenleri projeye dahil edilerek “etkin roller” üstlendiler. Yetenekli isimler saptandı. Bunlara yurt içinde turnuvalar düzenlendi, gelişmeleri sağlandı. Bu çerçevede oluşturulan erkek- bayan yıldız ve genç milli takımlara Ukraynalı teknik adam rahmetli Aleksander Rezanov’un istekleri doğrultusunda hem yurt içinde, hem de yurt dışında 100'den fazla maç organize edildi. Balkan Şampiyonaları'nın “genç takımlar düzeyinde” de yapılması ülkelere önerildi ve bu kabul gördü.
Bu arada haklarını teslim etmem lazım, gazeteci arkadaşlarım, dostlarım da beni kırmayarak projeye destek oldular. Hentbol maçlarına gelip sadece yıldız tablolu maç yazısı değil, "yorumlar" dahi yazarak destek oldular. Bu çok önemli bir davranıştı. Hentbolün halk tarafından sevilmesine, benimsenmesine, "popüler" olmasına katkıları oldu. Unutmayalım ki, o süreçte Türkiye'de maç yayını yapacak tek kurum TRT'ydi. Bir maçı naklen verdirebilmek için denemediğim yol kalmazdı.
Özetlersek, kıt olanaklara rağmen bu projeden çıkan hentbolcüler, hem Milli takımların, hem de kulüp takımlarının en önemli isimleri oldular. Neredeyse “15 yıldan fazla” Türk hentbolünü ayakta tuttular. Ama muhalif dediğim kesimler var ya, bu oyuncularımızı da, Rezanov’u da tepe tepe kullanmalarına rağmen, tek kelime “olumlu laf” etmediler…
Göreve geldiklerinde de "yapılanların üstüne bir tuğla da kendileri koymaları gerekirken" Yıldızlar Projesi'ni tozlu rafların arasına attılar... Çok bildikleri için (!) herşeye sıfırdan başladılar! Bu da işe yaramadı doğal olarak. Malum, başarıyı yakalamak için "devamlılık" şarttır.
Hentbol bugüne değin neden "kaplumbağa hızıyla" ilerledi; anladınız mı şimdi?
Bu eleştirim son iki başkan için değil; haksızlık etmek istemem... Önemli girişimleri ve çabaları oldu. Umarım hentbolümüzü istenilen seviyede görürüz!
Yazan: Yusuf YALKIN