|
SON DAKİKA
FUTBOLUMUZUN VE FENERBAHÇE'NİN ORDİNARYÜS FUTBOLCUSU...
Yusuf YALKIN [email protected]
İstanbul’da Büyükada’nın sabah serinliğinde martıların çığlıkları yankılanırken, küçük bir çocuk tahta bir sandalyenin üzerinde ayaklarını sallayarak oturuyordu. Adı Lefter’di… Küçükandonyadis ailesinin on çocuğundan ince yüzlü, mahcup ama gözleri pırıl pırıl parlayanı…
Henüz kimse bilmiyordu bu çocuğun, bir gün Türk futbol tarihinin en temiz sayfalarına altın harflerle yazılacağını…
Büyükada’nın dar sokaklarında koşarken topu hep yanındaydı. Çocukların çoğu topa vurur, o ise sadece vurmaz topu da severdi. Onun topunun “Sanki kalbi varmış gibi” derlerdi komşuları... Topa her vuruşunda bir zarafet, her hareketinde bir sükûnet… Sanki oyun değil de bir sanat icra eder gibiydi. Yıllar geçti, Lefter büyüdü. Fakat içindeki çocuk hiç büyümedi. Büyükada’dan aldığı o dinginlik, o nezaket, onu diğerlerinden farklı kılıyordu. Fenerbahçe’nin kapısından içeri ilk adımını attığında, kimse bu genç adamın bir efsaneye dönüşeceğini tahmin etmiyordu. Ama Lefter’in topu farklıydı. Ve bu top, onu herkesten çok daha iyi tanıyor ve anlıyordu...
Sahaya çıktığında tribünler ona bakarken bir sessizlik çökerdi. Çünkü Lefter’in oyunu sözlerle değil, hareketlerle konuşurdu. Bir dönüşü, bir çalımı, topa bir dokunuşu bile estetik bir görüntüye dönüşürdü. Şutları kimsenin tahmin edemeyeceği kadar sert ve büyük bir çoğunlukla kaleyi bulurdu. Ama o sadece bir futbolcu değildi. Bir beyefendiydi. Bir duruştu. Bir üsluptu…
Sadece Türkiye’de değil, yurt dışında top oynadığında da yabancılar onun Türk futbolunu temsil edişini hayranlıkla izlediler. Alkışladılar, benimsediler, sevdiler…Türkiye’ye döndüğünde de millet onu yine aynı sevgiyle bağrına bastı. Çünkü Lefter, sadece oynadığı futbol ve attığı gollerle değil, taşıdığı karakterle de büyük bir isimdi. Ve şimdi… Doğumunun 100. yılını anarken, onu sadece bir futbol efsanesi olarak değil, bu toprakların yetiştirdiği nadide bir kişilik olarak da hatırlıyoruz.
Yüz yıl önce Büyükada’da başlayan o hikâye bugün hâlâ devam ediyor… Bir çocuğun topa dokunuşuyla başlayan bu yolculuk, bir milletin kalbine kazınmış bir sevgiyle varlığını sürdürüyor.
Fenerbahçe tribünlerinin en popüler isimlerinden Manol Taylan'ın bir maçta top Lefter'in ayağına geldiği an ayağa fırlayıp, “Haydi Ordinaryüs” diye bağırdığını biliyoruz. Manol Taylan öyle yüksek bir sesle "Haydi Ordinaryüs!" diye bağırıyor ki, lakap kısa sürede önce tüm stadyuma, sonra da tüm Türkiye'ye yayıldı..
Bugünlerde bile Adadaki rüzgâr hâlâ onun adını fısıldıyor:
Lefter… Ordinaryüs… Futbolun zarif çocuğu…
Işıklar içinde uyu…
NOT: ORDİNARYÜS NE DEMEK?
Bir dönem ülkemizdeki üniversitelerde, en az beş yıl profesör olarak ders vermiş, üstün bilimsel çalışmalarıyla tanınmış öğretim üyeleri arasından seçilerek, üniversitede bir bilim kürsüsünün yönetimiyle görevlendirilen bilim adamlarına verilen isim. Bu tanımlama eskilerin kazanılmış hakları saklı tutularak 1960 yılında uygulamadan kaldırılmıştır.
Bu makale 95 kez okundu Yükleniyor...
|