Önceki hafta sonu bazı ağır adamlarla yemekte buluşunca sonraki birkaç gün iştahım kapandı. Küçük kanepeler, ara sıcaklar, lezzeti her zaman aynı olan paçanga börekleri, enginar, kuzu tandır, mevsim salatası, ayran derken devamını vermeyeyim, Ahmet hocam bana kızabilir.

Kerpe’ye doğru yol aldım. Oraya gittiğimde en uç noktadaki evin olduğu yere park ederim. Karadeniz’i seyreder, akıntıların yönünü izler, olta balıkçılığı yapan birkaç sandalı uzaktan izlerim. Her defasında bu görüntü bir pitoresk gibi karşıma çıkar. Köşedeki bu evin önündeki her iki sokağın bu kadar temiz olmasına hayret ettim ama nedenini az sonra yazacağım.

Beyaz badanalı bahçe duvarının arkasındaki ortanca çiçeklerinin yavaş yavaş büyümeye başladığını düşündüğüm evin sahibi ile bu defa tanıştım. Sokakların temizliğini bile kendisi yapıyor. Oraya gelip boş meşrubat kutularını yere atanlara çok kızıyor ve üşenmeden onları toplayıp çöpe atıyor. İstanbul’dan yıllar önce Kerpe’ye gelmiş, Kandıra ve çevresini iyi etüt etmiş, çevreci bir beyefendi… Epeyce sohbet ettik. Telefonlarımızı kaydettik ve bir dahaki ziyaretimizde birlikte çay içmeyi planladık.

Dönüşte, yol üstündeki kasap ve restoran işi ile uğraşan Erol’a uğramazsam işim rast gitmezdi. Ama gel de bu restoranı bul. Kandıra yolu yeniden yapıldığından bu mekân yolun altında kalmış. İzmit yönünden giderken buraya ulaşmak kolay fakat Kandıra’dan dönerken epeyce uğraşmak gerekiyor.

Vardığımda, bundan 20-25 yıl önceki küçük çocuklar genç kız ve delikanlı olmuşlar. Artık restoranı onlar yönetiyor. Acı biberli domates sosu ve ardından tadı enfes köftelerin icabına baktım. Neredeyse aileden birisi gibi epeyce sohbet ettik. Onlar da çok sevindiler…

İzmit ve İstanbul arasında mekik dokuduğum için bazı tanıdıklarıma uğramadığım zamanlar oluyor. Ama ailecek düşünürsem; berberimizden tutun, köftecimiz, kasabımız, büyük mağazalardaki çalışanlar, kuru temizlemecimiz, manavımız, hurdacımız, elektrikçimiz, sıhhi tesisatçımız, bahçe bakımcımız (Çok para alıyor, kendisinden şikayetçiyim) telefoncumuz, dondurmacımız, kuru fasulyecimiz, sihirbaz terzimiz, pidecimiz, tavukçumuz, nakliyecimiz (Genelde benim evimi hiç taşımak istemezlerdi çünkü kitapların ağırlığından şikayetçi olurlardı), kokoreççimiz (Üşenmeden 3 Adam Kokoreç’e gideriz) bizleri görünce keyifleri artan dostlarımız olarak kalmaya devam ediyorlar.

Neredeyse her hafta uğradığımız market ve hafta sonu pazarındaki sebze, meyve, süt yumurta satan esnaf dostlarımızı da unutmuyorum. Şu aralar erik, kiraz ve domatesin tadı gelmeye başladı. Mayıs ayında aklıma, gül, kiraz ve erik gelir. Geçen yıl erik ve kiraz pahalı idi, bu sene fiyatları biraz daha makul. Güzel sebzeler artık güveçte türlü yapma zamanının geldiğini hatırlatıyor. 

Bahçemdeki mavi çam sanıyorum veda etmeye hazırlanıyor. Yunus hocama haber versem bu ağacın kurumasını engelleyecek birkaç tavsiye verirdi. Dibine su kabağı tohumlarını ektim. Büyüyüp uzadıklarında bu ağacın gövdesi onlara eşlik edecek. Kabaklar olunca isteyen dostlarıma yollayabilirim. Şimdiden siparişlerinizi alayım.

İzmit’ten bir hafta sonu hikâyesi dinlediniz. Haftaya Eminönü, Mısır Çarşısı ve Boğaziçi izlenimlerimi paylaşacağım.  Herkese iyi bayramlar diliyorum.

İzmit, 28 Mayıs 2026