YUSUF YALKIN: "BİLARDODA HER SAYIDA BİR ESTETİK BİR İNCELİK VARDIR!.."
BAZEN BİR ANI SİZİ ÇOK GERİLERE
GEÇMİŞTE KALAN MACERALARA GÖTÜRÜR!
Antakya'nın en sevdiğim yerlerinden biri Saray Caddesi’ydi... Orada dolaşmak çok hoşuma giderdi. Caddedeki Fransız döneminden kalma görkemli bir binanın karşı çaprazında bir bilardo salonu vardı... Kilise’nin de tam karşısındaydı… Depremde yıkıldı mı, bilmiyorum!
Orası benim için önemli bir yerdir! Ortaokul 2. sınıfta okurken, önünden her geçtiğimde ilgimi çekerdi... Bilardoya merakım başladı. Ve sonunda babamdan gizli gizli orada bilardo oynamaya başladım. Ve de çok iyi öğrendim bilardoyu... Kaliteli arkadaşlar edindim, hepsi dost canlısı insanlardı. Hristiyan, Yahudi, Ermeni, Türkmen, Alevi, Sünni bir dolu kişiyle arkadaşlık kurdum. Antakya çeşitli dinlerden insanların mutlu ve sevgi dolu birliktelik kurabildiği, sorunsuz yaşadıkları çok önemli bir kültür kentidir...
Doğup büyüdüğüm, çocukluk ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği bu şehirde ciddi bir kavgaya, münakaşaya, bağırışa, çağırışa, küfürleşmeye rastlamadım! Çünkü, sürtüşmenin büyümesine izin vermezler, hemen engel olurdu insanlar, küskünler barıştırılırdı! Bu adeta bir gelenekti…
Laf aramızda, harika yemeklerimizin güzelliğine de başka bir yerde rastlamadım! Oruk’un (İçli köfte), Ekşi Aşı’nın, Kaytaz böreğinin, Aşşir’in, Sarmaiçi’nin (Kısır), Öcce’nin (Mücver), Katıklı, Biberli ekmeğin, Şam tatlısının, Künefe’nin ve daha onlarcasının özlemini hep çektim…
Size şaka gibi gelebilir, abartılı bulabilirsiniz ama şunu iyi bilin Antakya gerçekten bir dünya kentidir. 4 bin yıllık geçmişiyle bir tarih hazinesidir. Nereye kazma vursanız, altından başka başka medeniyetlerin izleri çıkar! Geçmiş dönemin 4 önemli kentinden (İskenderiye, Cartaca, Roma ve Antioch) biridir... Antakya’nın olmadığı bir dünya tarihi yazarsanız eksik kalır… Ne var ki, deprem çok acılı geldi… Yazık oldu bu güzellim şehrime…
Neyse konumuza dönelim...
Bir gün dayım Saray caddesindeki mekanda Bilardo oynarken görmüş, kumar sanıp endişelenmiş! Rahmetli dayım beni çok severdi. Zarar görmemi istemezdi. Tedbir alması için babama söylemiş hemen. Bir gün baktım babam karşıma dikilmiş beni izliyor. Çekindim tabi. Bana nasıl bir tepki gösterecek diye meraklandım... Sessizce ve pür dikkat oyunu takip etti. Sonra hiçbir şey söylemeden gitti. Ama ben de heyecandan oyunu kaybettim!
Değişik fikirleri olan bir adamdı. İlginç biriydi... Sonradan bana anlattı. Sayım söyleyince, sormuş soruşturmuş, bilardonun kumar değil bir oyun olduğunu, hatta sportif yanının bulunduğunu da öğrenmiş...
Akşam eve geldiğinde beni yanına çağırdı. "Oğlum harçlığını artırıyorum. Bilardo öğrenmeye ve oynamaya devam et... Araştırdım, yararlı bir oyun olduğuna kanaat getirdim. Bazı yakın arkadaşlarıma da söyleyeceğim, çocuklarına mutlaka bilardo öğretsinler. Dedikleri gibi bu oyunda estetik, incelik ve zarafet var. Hem bedeni hem zihni aynı anda kullanmayı gerektiriyor. Dikkat istiyor, sabır istiyor, kuvvet istiyor. Dahası, oynayanlar da izleyenler de büyük keyif alıyorlar" dedi.
Akıllı adamdı Ahmet Usta... Nurlar içinde uyusun. Mekanı cennet olsun.