Yıllar önce Norveç’e gittim Genç Milli Hentbol Takımı ile…
Cengiz Karakaşoğlu, Mustafa Aslan, Feridun Dorak ve sporcularımızla çok ilginç bir olay yaşadık.
Oslo’ya yakın Gjovik kasabasında Avrupa Şampiyonası grup eleme maçları vardı.
İlk karşılaşma için mihmandarımıza salona nasıl gideceğimizi sordum.
“Uzakta değil” dedi; “Yürüyerek gideriz!..”
Otelden çıktık, arkasına takıldık adamın…
Dağa doğru yürüyordu; tedirgin oldum ama “Ayıp olmasın” diye sesimi çıkarmadım.
500 metre kadar yürüdükten sonra dağın yamacında karşımıza üzerinde büyük büyük puntolarla “Fjellhall” yazan kocaman bir kapı çıktı.
Nereden bileyim ben Norveççeyi!
Fjellhall ne anlama geliyordu?
“Var bunda bir hikmet” dedim; içimden!
Hadi diyelim “Hall” salon; ama "Fjell" neyin nesiydi?..
Mihmandarımız, “Buyrun, girin içeri. Salon burası” dedi.
Ve girdik Fjellhall’e…
Büyük bir mağara düşünün…
Otantik yapısı bozulmadan dağın altı resmen oyulmuş…
Devasa bir tünel sanki!
İçeride muhteşem bir aydınlatma var.
Gün ışığında gibisiniz…
Ortada, koltukları kaya parçalarından yapılmış dört tribünlü bir salon…
Ve salonun dört bir yanında kafeteryalar, çocuklar için oyun alanları, fitness merkezleri, restoranlar, çok büyük akvaryumlar, kütüphane, sinema ve bowling salonları, kuaför, hediyelik eşya satan dükkanlar, disko, insanların eğlenmesi için aklınıza gelen ne varsa, hepsi mağarada, pardon spor salonunda!
Kasaba sakinleri, fırsat buldukça çocuklarını alıp buraya geliyorlar.
Kimileri maçtan önce yemeklerini yiyor, kahvelerini, biralarını içiyorlar; kimileri de maç saatine kadar alış veriş yapıyorlar, sinemaya ya da kütüphaneye giriyorlar.
Maç başlayınca, çılgınca takımlarını destekleyip alkışlıyorlar, gollerde havalara zıplıyorlar, bağırıyorlar, seviniyorlar, eğleniyorlar…
Karşılaşmanın sonucu değil onları mutlu eden, orada bulunmak!
O insanları izleyince, sporun sadece yenmek, yenilmek olmadığını daha iyi anlıyorsunuz.
İnsanlardaki spor kültürünün nelere kadir olduğunu görüyorsunuz.
Uzun lafın kısası; “Adamlar nerede, biz neredeyiz?” diye düşünüyorsunuz…
Şimdi, “İyi güzel de, maç ne oldu?” diye soranlarınız olacaktır.
Biz, mağara salonda oynadığımız maçlarda Belçika’yı yendik, ev sahibi Norveç’e yenildik!
Ve ben ilk kez Milli takımımızın mağlubiyetine üzülmedim!
Çünkü, Norveç’te maçlar sadece kazanmak ya da kaybetmek üzerine kurulu değildi.
Maksat; oynamaktı, izlemekti, eğlenmekti…