28 Eylül 2026 Pazartesi
DOLAR 48.99 ₺
EURO 55.78 ₺
STERLIN 65.04 ₺
G.ALTIN 6,511.03 ₺
BTC 83,449.22 $
ETH 2,657.80 $
BİST 0.00

    DOÇ. DR. SERDAR SAMUR

    Sportif Direktör: Adı Var, Ama İşlevi Belirsiz

    Yayınlama:

     

    Türk futbolunda son yıllarda sıkça duyduğumuz bir unvan var: Sportif Direktör. Peki ne iş yapar?

    Transfer mi yapar? Teknik direktörü mü seçer? Altyapıyı mı yönetir? Scouting ona mı bağlıdır? Başkanın danışmanı mıdır, yoksa kulübün sportif yapılanmasının en yetkili profesyonel yöneticisi midir?

    Daha temel soru şu: Kime bağlıdır ve kim ona bağlıdır?

    Bu soruların cevabı net değilse, sorun sportif direktörde değil, yönetim sistemindedir.

    Bir unvan değil, yönetim fonksiyonu

    Sportif direktör menajer değildir. Teknik direktör de değildir. Yönetimin belirlediği strateji ve bütçe çerçevesinde kulübün sportif yapılanmasını yöneten profesyonel yöneticidir.

    Teknik direktör takımın bugünkü performansına odaklanırken sportif direktör kulübün yarınını da düşünmelidir.

    Nasıl bir futbol oynanacak? Hangi oyuncu profiline yatırım yapılacak? Kadro maliyeti nasıl yönetilecek? Scouting nasıl çalışacak? Akademiden A takıma geçiş nasıl sağlanacak? Teknik direktör değiştiğinde kulübün futbol anlayışı nasıl korunacak?

    Bunların tamamı bir kulübün sportif stratejisidir.

    Peki Türkiye’de bu stratejinin sahibi kim?

    Başkan mı? Yönetim kurulu mu? Teknik direktör mü? Sportif direktör mü?

    İşte sorun burada başlıyor.

    Başkan transfer görüşmesi yapıyor, teknik direktör oyuncu istiyor, yönetici pazarlık yürütüyor, menajerler oyuncu öneriyor, scouting rapor hazırlıyor.

    O zaman sormak gerekiyor:

    Sportif direktör varsa neden herkes transfer yapıyor?

    Herkes transfer yapıyorsa sportif direktör neden var?

    Yetki yoksa sorumluluk olur mu?

    Yönetimin temel ilkelerinden biri açıktır: Yetki ile sorumluluk birlikte verilmelidir.

    Sportif direktör kadro yapılanmasından sorumluysa bu konuda yetkili olmalıdır. Transferlerden sorumluysa oyuncu seçim sistemini yönetebilmelidir. Akademiden oyuncu bekleniyorsa altyapı ile A takım arasındaki sportif yapıyı koordine edebilmelidir.

    Aksi hâlde ortaya ilginç bir tablo çıkıyor:

    Kararı başkaları veriyor, sonuçtan sportif direktör sorumlu tutuluyor.

    Bu sistemde başarı nasıl beklenebilir?

    Kişiler değişiyor, sistem de değişiyor

    Sportif direktörlüğün asıl işlevi belki de burada ortaya çıkıyor.

    Başkan değişebilir. Teknik direktör değişebilir. Futbolcular değişebilir.

    Ama kulübün futbol aklı her değişiklikte sıfırlanmamalıdır.

    Türkiye’de ise çoğu zaman yeni teknik direktör yeni oyuncular istiyor. Teknik direktör ayrıldığında bu kez yeni gelen kadronun kendi sistemine uygun olmadığını söylüyor. Yeniden transfer, yeniden maliyet, yeniden yapılanma...

    Peki kulübün kurumsal hafızası nerede?

    Sportif direktör tam da bunun için vardır: Kişiler değişirken sistemin devamını sağlamak için.

    Peki kim sportif direktör olabilir?

    Bir başka belirsizlik de burada.

    Eski futbolcu olmak yeterli mi? Teknik direktörlük yapmış olmak mı gerekir? Futbol dünyasında tanınmak sportif direktör olmak için yeterli midir?

    Yoksa stratejik yönetim, finansal okuryazarlık, scouting, veri analitiği, oyuncu değerleme, sözleşme yönetimi, liderlik ve akademi yapılanması gibi yetkinlikler de aranmalı mı?

    Daha önemlisi, sportif direktör hangi kriterlerle seçiliyor?

    Görevin yeterlilikleri tanımlanmamışsa doğru kişiyi seçmek de başarısını ölçmek de güçleşir.

    Üstelik başarı yalnızca transferlerle ölçülmemeli. Kadro maliyeti, oyuncu değerindeki gelişim, transfer gelirleri, akademiden A takıma çıkan oyuncular ve sportif stratejinin devamlılığı da değerlendirilmelidir.

    Belki de yanlış soruyu soruyoruz

    Türkiye’de sürekli “Neden başarılı sportif direktör bulamıyoruz?” diye soruyoruz.

    Belki de önce şunu sormalıyız:

    Sportif direktörün başarılı olabileceği bir yönetim sistemi kurduk mu?

    Görev tanımı belirsiz, yetki sınırları belirsiz, başkan ve teknik direktörle ilişkisi belirsiz, başarı kriterleri belirsizse sorun yalnızca o koltukta oturan kişi değildir.

    Belki de Türkiye’de sportif direktörlük yerine oturmuyor değil; biz henüz o makamın oturacağı kurumsal yapıyı tam olarak kuramadık.

    Çünkü mesele organizasyon şemasına “Sportif Direktör” yazmak değil.

     

    Mesele doğru kişiyi seçmek, görevini tanımlamak, yetki vermek, sorumluluk yüklemek, performansını ölçmek ve zaman tanımaktır.

    Aksi hâlde sportif direktörün adı olmaya devam eder.

    Ama işlevi hep tartışılır.