Eski bir zaman. Mısır’da bir sempozyum. Uluslararası Hentbol Federasyonu düzenliyor. Kahire’ye gideceğiz. O sıralar Ege Üniversitesinde görev yapıyorum. Antrenörlük üzerine çeşitli sunumlar yapılacak. Bazı oyun kurallarının değişmesi üzerine tartışmalar yapılacak. Beynelmilel işlerde içerisinde benim de yer aldığım küçük bir grubumuz var. Hep beraber orada olmayı kararlaştırdık. Yol ve aktivite gönüllüsü olarak göreve hazırım.

Federasyonumuz uçuş için biletleri sağladı. Ankara’dan Yaşar Sevim ve Mahire Sevim hocalarım da bu faaliyete katılacaklar. Malum, o tarihlerde yurtdışı çıkış konut fonu için kişi başına yüz Amerikan doları ödemek zorunda idik. Sordum, ödeme belgeleri Yaşar hocamızda olacaktı. Ben İzmir’den uçağa bineceğim, İstanbul’da buluşup Kahire uçağına geçeceğiz.

Sabahın en erken saatleri. İzmir’den İstanbul’a uçacağım fakat uluslararası kapıdan geçebilmem için yurtdışı konut fonu ödeme belgesini göstermem lazım. Yanımda değil ama İstanbul’da bunu ibraz edeceğim dememe rağmen o kapıdan uçağa geçemedim. Domestik kapıdan gireyim dedim, yeniden İstanbul bileti almam gerektiği söylendi.

Bu arada genç bir kadını da geri çevirmişlerdi. Sanıyorum vize ya da buna benzer bir sorun yaşıyordu. Vize evrakının İstanbul’da olduğunu söylüyordu ama hava yolları çalışanı bunu da kabul etmiyordu. Sonunda küçük bir mucize gerçekleşti. Atletizmle ilgili olanlar hatırlayacaklardır, kıymetli öğrencim, milli atlet Esen Dağlı ortaya çıktı, bize birer İstanbul iç hat bileti temin etti.

Bunu neden telaşla yazdığıma şaşırıyorsunuz değil mi? Açıklamak zorundayım, eğer o uçağı kaçırırsanız o gün Kahire’ye gitmeniz mümkün değildi. Bugünkü gibi bir hayli fazla sayıda ne havayolu şirketi ne de uçuş yoktu. Bugünküler, bu imkânların keyfini çıkarmalıdırlar…

İzmir- İstanbul uçağındayız. Yanımda benzer sorunu yaşayan bir kadın yolcu. Tanıştık. Arkeolog çıktı. Şimdi geçmiş zaman, doğru hatırlıyor muyum bilmiyorum ama Trakya Üniversitesinde çalıştığını, Kahire’de İskenderiye Feneri kazıları için Fransız bir arkeoloji grubu ile buluşacağını bana anlattı. Dünyanın yedi büyük harikasından biri. Heyecanlandım ama gurur da duydum, genç bir araştırmacı Fransızlarla beraber çalışmak üzere İskenderiye’ye gidiyordu.

Serde arkeoloji sevgisi ve ilgisi olan birisi olarak bu kısa görüşmeden keyif almıştım. Ama durun, her şey bitmedi… İstanbul’a indik, iç hatlardan dış hatlara geçeceğiz. Biletler şimdiki gibi dijital değil, defter yaprakları gibi bir koçan şeklinde idi. Her uçuş için bir parça koparılıp şirket elemanına veriliyordu. Bizde ne Kahire bileti ne de yurt dışı konut fonu makbuzları vardı. Atatürk Hava Limanında Yaşar Sevim hocamızı aramaya başladım.

Danışmaya gidip anons ettirebilmek mümkündü ama bu defa ikinci mucize gerçekleşti. Danışmanın bulunduğu ofisin yanı havaalanı emniyetine aitti. “Yavuz hocam” diye seslenen bir kadın polisimiz bana doğru geliyordu. İzmir’de okul ve kulüp takımlarında hentbol oynayıp ardından polis olmayı isteyen sporcumuz karşımda idi. Konuyu anlattık. Bizi aldı, iç hatlardan dış hatlara geçirdi, sakin bir şekilde Yaşar ve Mahire hocamızı aramaya başladık. Yaşar hocamızı bulduk. Evraklar ve biletler tamamdı. Mahire hocamızın son dakikada başka bir görev nedeni ile bu seyahatten vazgeçtiğini öğrendik. Sporcumuzla vedalaştık. Bir süre sonra uçağımız Kahire’ye doğru hareket etti.

Mısırlı dostlarımız bizi olağanüstü bir şekilde karşıladılar. Arkeolog olan yol arkadaşımızın İskenderiye’ye gideceğini anlatmak için elli takla attım. Çünkü bizim onlara gönderdiğimiz listede iki erkek bir kadın ismi vardı. Kadın olanın İskenderiye’ye gitmesine anlam veremiyorlardı. Sonunda güzel bir Alman otomobili ile o İskenderiye’ye giderken biz de Kahire’de konaklayacağımız Olimpik Otele doğru harekete geçtik.

İstanbul, 20 Temmuz 2026


(Devam edecek)