NEREYE YETİŞİYORUZ?
Sabah alarmıyla başlayan koşuşturma, trafikte bitmek bilmeyen korna sesleri, market kasasında acele eden insanlar, yürüyen merdivende bile sabırsızlanan kalabalıklar… Sanki hepimizin görünmeyen bir kronometresi var ve sürekli ona karşı yarışıyoruz.
İlginç olan şu ki, çoğu zaman nereye yetişmeye çalıştığımızı biz de bilmiyoruz. Bir toplantıya, bir randevuya, bir servise yetişiyoruz; ardından yeni bir telaş başlıyor. Hayat, varılacak bir yer olmaktan çıkıp yetişilecek duraklar zincirine dönüşüyor.
Bu acelecilik yalnızca zamanı değil, ruhumuzu da yoruyor. Bir bardak çayın tadını çıkarmaya, sevdiklerimizle birkaç dakika sohbet etmeye, pencereden dışarıyı seyretmeye ya da sadece sessizce nefes almaya fırsat bulamadan günler geçip gidiyor. Sürekli hızlanırken fark etmeden iç huzurumuzu geride bırakıyoruz. Bunun bedelini ise çoğu zaman öfkemiz ve tahammülsüzlüğümüzle ödüyoruz. Trafikte daha çabuk sinirleniyor, en küçük gecikmeyi bile büyütüyor, önce çevremizdekilerle, sonra da farkında olmadan kendimizle kavga etmeye başlıyoruz.
Hayatın ritmi aslında bizim sandığımız kadar hızlı değil. Acele eden biziz. Zaman aynı akışında ilerlerken yorulan saatler değil, insanın kendisidir. Bu yüzden bazen yapılacak en doğru şey, birkaç dakika durup hayatın bize yetişmesine izin vermektir.
Makbul olan, her yere zamanında varmak değil; vardığımız yerde gerçekten bulunabilmektir.
Prof. Dr. Hakan Levent GÜL
İstanbul Rumeli Üniversitesi, Spor Bilimleri Fakültesi
Moodist Hastanesi, Nöroloji Kliniği