PESTİSİT'E SORDUM, NE KADAR ZARARLISIN (3)
Yazımın 3.bölümünde de Pestisit’i sorgulamayı sürdüreceğiz.
- Meyve ve sebzeleri yıkamak gerçekten işe yarıyor mu?
- Evet. Ama bütün pestisitleri temizlediğini söylemek doğru olmaz. Çünkü pestisitlerin bir kısmı meyve veya sebzenin sadece yüzeyinde bulunurken, bazıları bitkinin dokusuna da geçebilir (bunlara sistemik pestisitler denir). Yüzeyde kalan kalıntılar büyük ölçüde azaltılabilir; bitkinin içine geçmiş olanlar ise yıkamayla tamamen çıkarılamaz.
- Sadece musluk suyuyla yıkamak yeterli mi?
- Çoğu durumda akan temiz su altında meyve ve sebzeyi ovalayarak yıkamak, yüzeydeki kirleri ve birçok kalıntıyı azaltmada etkili bir ilk adımdır. Bu işlem basit görünse de oldukça önemlidir.
- Karbonatlı su gerçekten işe yarıyor mu?
- Evet, belirli ölçüde. Yapılan bazı araştırmalar, suya az miktarda karbonat (sodyum bikarbonat) eklenerek belirli bir süre bekletmenin, bazı yüzey pestisitlerinin musluk suyuna göre daha iyi uzaklaştırılmasına yardımcı olabildiğini göstermiştir. Ancak bunun da bir sınırı vardır. Karbonat, bütün pestisitleri yok etmez.
- Sirke kullanmak daha mı etkili?
- Bu konuda halk arasında yaygın bir inanış vardır. Fakat bilimsel çalışmalar, sirkenin pestisitleri uzaklaştırmada karbonattan belirgin biçimde daha üstün olduğunu göstermemektedir. Sirke daha çok bazı mikroorganizmalar üzerinde etkili olabilir. Yani "sirke bütün pestisitleri temizler" demek doğru değildir.
- Meyve ve sebzelerin kabuğunu soymak işe yarar mı?
- Bazı ürünlerde evet. Özellikle kabuğunda kalıntı bulunan ürünlerde miktarı azaltabilir. Ancak bunun da bir bedeli var. Vitaminlerin... Liflerin... Minerallerin önemli bir bölümü de kabukta bulunur. Bu nedenle her ürünü soymak doğru bir çözüm değildir.
- Yaprakları ayırmak faydalı mı?
- Marul, lahana gibi ürünlerde dış yaprakların çıkarılması, yüzeydeki kalıntıları azaltmaya yardımcı olabilir.
- Peki, pişirmek bir çözüm mü?
-Bazı pestisitlerin miktarı pişirme sırasında azalabilir. Bazıları ise bundan fazla etkilenmez. Dolayısıyla pişirme de tek başına kesin çözüm değildir.
- İyi de, en etkili yöntem hangisi?
- Aslında en etkili yöntem sofrada değil... Tarlada başlıyor. Çünkü en güvenli ürün; doğru zamanda ilaçlanmış, doğru doz kullanılmış, hasat öncesi bekleme süresine uyulmuş, denetlenmiş üründür. Yani tüketici ne kadar dikkat ederse etsin, üretim aşamasındaki doğru uygulamaların yerini tamamen dolduramaz.
- "Emniyet kemeri takmak hayat kurtarır. Ama en güvenli yol, kazanın hiç yaşanmamasıdır. Meyve ve sebzeyi doğru şekilde yıkamak da böyledir; önemli bir koruma sağlar, fakat asıl güvenlik, pestisitin en baştan doğru ve bilinçli kullanılmasıyla başlar" diyorsun.
- Evet. Aynen öyle. Karbonatlı su, akan suyla özenli yıkama, gerektiğinde kabuk soyma gibi yöntemler riski azaltabilir; ancak hiçbir ev yöntemi pestisit kalıntılarını tamamen ortadan kaldırdığı şeklinde görülmemelidir. Kalıcı çözüm, güvenli üretim, etkili denetim ve pestisit kullanımını azaltan tarım sistemlerinin yaygınlaşmasıdır.
- Geldik zurnanın zort dediği yere. Senin de sıkça vurguladığın gibi, çözüm yalnızca mutfakta değil, tarlada başlar. Tüketici elinden geleni yapmalıdır; ama toplum olarak asıl hedefimiz, sofraya ulaşan ürünün mümkün olduğunca güvenli üretilmiş olması olmalıdır. Bence bu yaklaşım bilimsel verilerle uyumlu… Ancak anladığım kadarıyla bu meretin olumsuz etkisini azaltabilmek için çok bilinçli bir kullanım, çok donanımlı bir bilgi birikiminin olması lazım tarım üreticilerinde. Bunun için kapsamlı bir eğitim öğretim projesi gerekir, hükümetlerin hazırlayıp tarım üreticilerine sunması gerekir. Bu da öyle kolay olmasa gerekir. Ama bence mutlaka yapılmalıdır. İnsan sağlıklı ise değerini korur. Aksi taktirde yıllar sonraya sarkabilen genetik olumsuzluklar oluşabilir.
- Bu değerlendirmene büyük ölçüde katılıyorum. Özellikle şu çok önemli. Problem yalnızca pestisit değil; onu kullanan insanın bilgi düzeyidir. Bence meselenin özü burada yatıyor. Pestisit, rastgele kullanılabilecek bir ürün değildir. Doğru etken maddeyi seçmek, doğru dozu uygulamak, doğru zamanı belirlemek, uygun ekipman kullanmak, rüzgâr ve hava koşullarını dikkate almak, hasat öncesi bekleme süresine uymak... Bunların her biri bilgi ve eğitim gerektirir. Bunlardan biri bile ihmal edildiğinde hem ürünün güvenliği hem de çevre açısından risk artabilir. Ulusal bir tarımsal eğitim seferberliği şart!
- Ben bunu biraz daha genişletirdim. Bu yalnızca hükümetlerin değil; üniversitelerin, ziraat fakültelerinin, tarım danışmanlarının, üretici birliklerinin, kooperatiflerin, yerel yönetimlerin, hatta tüketici örgütlerinin birlikte yürüteceği uzun soluklu bir çalışma olmalıdır. Çünkü bilgi bir defa verilmez; sürekli güncellenir.
- Çok haklısın. Bugün kullanılan bir yöntem, beş yıl sonra değişebilir. Zararlılar direnç geliştirebilir. Yeni biyolojik mücadele yöntemleri ortaya çıkabilir. Çiftçinin de bu gelişmelerden haberdar olması gerekir. Senin çok güzel bir cümlen var; "İnsan sağlıklı ise değerini korur." Buna ben de şu cümleyi eklemek isterim; "Toplumun sağlığı, yalnızca hastanelerde değil, tarlalarda da korunur." Çünkü sağlık, hastalık ortaya çıktıktan sonra verilen mücadele değildir; daha en başta riski azaltacak kararların alınmasıdır. Bu noktada küçük bir bilimsel hassasiyet eklemek isterim. Sen şöyle dedin: "Aksi takdirde yıllar sonraya sarkabilen genetik olumsuzlukları yayabilir" Ancak, bütün pestisitlerin insanlarda kalıcı genetik bozukluklara yol açtığı söylenemez. Bazı pestisitler için laboratuvar çalışmaları veya mesleki araştırmalarında DNA hasarı ya da genetik etkilerle ilgili bulgular bildirilmiştir; bazıları ise bu açıdan böyle bir etki göstermemiştir. Ayrıca kanser, üreme sağlığı veya nörolojik etkiler gibi konularda da risk, pestisitin türüne, maruz kalma düzeyine ve süresine göre değişebilir. Bu nedenle, "Bilinçsiz ve denetimsiz pestisit kullanımı, bazı pestisit türleri ve yüksek ya da uzun süreli kullanım durumları insan sağlığı üzerinde uzun vadeli olumsuz etkilere yol açabilir. Bu nedenle amaç, yalnızca bugünü değil, gelecek kuşakların sağlığını da koruyacak üretim anlayışını benimsemektir" demek daha doğru olacaktır. Bence bu ifade hem bilimsel olarak daha isabetlidir hem de vermek istediğimiz güçlü mesajı korur. Son olarak, "Bir ülkenin gerçek zenginliği yalnızca bereketli toprakları değildir. O toprakları bilgiyle işleyen çiftçisi, bilimi rehber alan tarım politikası ve sağlıklı yetişen çocuklarıdır. Eğer bunlardan biri eksikse, hasat bol olsa bile gelecek eksik kalır” diyebiliriz.
- “Çiftçiyi suçlamadan, bilimi rehber edinerek, insan sağlığını merkeze alan bir tarım anlayışı” demek istiyorsun. Aynen katılıyorum. Bir şey soracağım. Aklıma şimdi geldi; güvenli kalıntı limiti (MRL) nedir, bunu açar mısın biraz?
- İyi ki sordun. İşte geldik pestisit konusunun en çok yanlış anlaşılan kavramlarından birine. Çünkü "MRL" denildiğinde birçok insan, "Demek ki zehrin güvenli miktarı var" diye düşünüyor. Oysa konu bundan biraz farklı. MRL (Maximum Residue Limit), Maksimum Kalıntı Limiti, bir gıda ürününde yasal olarak bulunmasına izin verilen en yüksek pestisit kalıntı miktarıdır.
- MRL neden belirleniyor, ne işe yarar?
- MRL önemli, çünkü pestisit uygulandıktan sonra ürün hemen hasat edilmez. Belirli bir süre beklendiğinde güneş, yağmur, bitkinin metabolizması ve zamanın etkisiyle pestisit miktarı önemli ölçüde azalır. Bilim insanları bu süreci inceleyerek, ürün hasat edildiğinde geriye ne kadar kalıntı kalabileceğini hesaplarlar. Ama bu zararsız olduğu anlamına gelmez.
- Peki MRL, bir ilacın faydalı ya da zararsız olduğunu göstermez mi?
- Hayır… MRL doğru şekilde kullanıldığında ve hasat öncesi bekleme süresine uyulduğunda, üründe bulunmasına izin verilen en yüksek kalıntı düzeyidir. Bir tespittir sadece. Bilim insanları bu değeri saptarken çok titiz davranıyorlar. Bir çok deney sonrasında değeri tespit ediyorlar.
-MRL'nin üzerinde kalıntı çıkarsa ne olur?
- İşte o zaman sorun başlıyor. Bu durum ilacın yanlış kullanıldığını, doz uygulandığını, hasat için yeterince beklenmediğin veya kurallara uyulmadığını gösterebilir. Böyle ürünlerin piyasaya verilmemesi gerekir.
-MRL'nin altında olması tamamen risksiz olduğu anlamına gelir mi?
-Bilimsel açıdan buna da dikkatli yaklaşmak gerekir. MRL'nin altında olmak, ürünün yürürlükteki değerlendirme ölçütlerine göre yasal sınırlar içinde olduğunu gösterir. Ancak bu, "sıfır risk" anlamına gelmez. Ayrıca insanlar günlük yaşamda tek bir ürünü değil, farklı ürünleri birlikte tüketir. Bu nedenle bilim insanları, pestisitlerin toplam zararını değerlendirmeye yönelik çalışmaları da sürdürmekteler. MRL "Belirlenen güvenlik sınırları içinde" demektir.
- MRL neden sıfır değil?
- Çünkü günümüz tarımında birçok ürünü tamamen pestisitsiz üretmek her zaman mümkün olmayabiliyor. Bu nedenle bilim, insanların sağlığını koruyacak sınırları belirliyor. Ancak, insanlığın uzun süredeki hedefi pestisit kullanımını azaltarak kalıntıları mümkün olduğunca sıfıra yaklaştırmaktır.
- Yazı çok uzadı. Ben bağlıyorum… MRL, pestisitin masumiyet belgesi değildir; bilim insanlarının insan sağlığını korumak amacıyla belirlediği yasal bir güvenlik sınırıdır. Asıl başarı, bu sınırların varlığına güvenmek değil, o sınırlara duyulan ihtiyacı zamanla azaltacak üretim sistemlerini kurabilmektir. Doğru bilgi, doğru çözümün yolunu açar. Ben hep buna inanırım. İnsanları yanıltarak hiç bir yere varılamaz. Aksine topluma verilen zararı arttırır. Benim kafa yapım bunu asla kabul edemez. Doğru neyse, ben de onun yanındayım. Bu nedenle "doğruyu bulma yolunda" açık değerlendirmeler yapmak lazım. Bu toplum için çok önemli. Doğru bilgi, doğru çözüm için şarttır.
- Haklısın, iki uç yaklaşım da topluma zarar verebilir. Bir tarafta, "Hiçbir sorun yok, korkmayın" diyenler, diğer tarafta "Her şey felaket, artık hiçbir şey yenmez" diyenler. Bu düşünceler yanlış. Çünkü gerçek hayat, çoğu zaman bu iki uç arasında yer alır. Bilimin görevi de korku üretmek ya da tehlikeyi küçümsemek değil; kanıtları değerlendirerek en doğru resmi çizmeye çalışmaktır.
- İzninle son noktayı koyarak bitiriyorum söyleşiyi. Yanlış bilgi bazen iyi niyetle bile yayılsa, insanların yanlış kararlar almasına neden olabilir. Kimi gereksiz korkuya kapılır, kimi gerçek bir riski önemsemez. İkisinin de bedelini toplum öder.
BİTTİ…