PROF.DR.HAKAN LEVENT GÜL · 24.09.2026
Üniversite hazırlık kursuna giderken, derslerden kaçıp bilardo oynamaya gittiğimiz günler geldi aklıma…
Sanırım çoğumuzun buna benzer anıları vardır. Bir arkadaşın, “Hadi bilardoya!” demesiyle başlayan, ardından saatlerin nasıl geçtiğini anlamadığımız o günler… Ders kitaplarının, sınavların ve gelecek kaygısının arasında kendimize küçük bir kaçış alanı bulduğumuz bilardo salonları…
Yeşil masanın başında toplara vuruyor, bazen iyi bir vuruş yaptığımızda seviniyor, bazen de olmadık bir hata yapıp birbirimize gülüyorduk. O zamanlar belki yalnızca güzel vakit geçirdiğimizi düşünüyorduk. Ama bugün geriye dönüp baktığımızda, o masaların etrafında dostluklar, kahkahalar ve unutulmayacak anılar da biriktirdiğimizi anlıyoruz.
Bilardo biraz da böyle bir spor. Sessizdir ama çok şey anlatır. Bir masanın başında insanı sabretmeye, düşünmeye, doğru açıyı bulmaya ve en önemlisi doğru anı beklemeye zorlar. Her vuruşun bir öncesi ve bir sonrası vardır. Attığınız top kadar, bir sonraki hamleyi nasıl hazırladığınız da önemlidir.
Türkiye’nin bilardodaki hikâyesine baktığımızda ise, bu mütevazı salonlardan dünya sahnesine uzanan iki önemli isim çıkıyor karşımıza: Semih Saygıner ve Güzin Müjde Karakaşlı.
Hikâyelerinde bizleri onlara yaklaştıran taraf tam da burada saklı. Çünkü büyük başarıların başlangıcı her zaman büyük sahneler olmuyor. Bazen bir arkadaşın davetiyle girilen küçük bir salon, bazen meraktan eline alınan bir ıstaka, insanın hayatında hiç ummadığı bir kapıyı açabiliyor.
Bugün Semih Saygıner ve Güzin Müjde Karakaşlı’nın isimlerini bilardo ile birlikte anarken, yalnızca iki başarılı sporcunun hikâyesinden söz etmiyoruz. Aynı zamanda Türkiye’de bu sporun yıllar içinde oluşturduğu emeği, birikimi ve dünyaya uzanan hikâyeyi de hatırlıyoruz.
Belki de yıllar önce derslerden kaçıp birkaç saatliğine girdiğimiz o bilardo salonlarında bunun farkında değildik. Bizim için yalnızca güzel vakit geçirilen bir yerdi. Ama Semih Saygıner ve Güzin Müjde Karakaşlı, bizim o günlerde henüz göremediğimiz başka bir şeyi fark etmişlerdi: Bilardonun yalnızca bir oyun değil; sabır, konsantrasyon, strateji ve yıllarca süren emeği aynı masada buluşturan gerçek bir spor olduğunu…
Spor yalnızca kazanmakla ilgili değil. Bir hedefe inanmak, çalışmak, hata yaptığında yeniden denemek ve bazen sonuca ulaşmak için yıllarca sabretmekle de ilgili.
Ve belki de bir sporun hikâyesi, her zaman büyük tribünlerde başlamıyor. Bazen birkaç arkadaşın etrafında toplandığı küçük bir masanın başında başlıyor. O masada kimimiz yalnızca oyun oynuyor, kimimiz ise hayatının tutkusunu buluyor.
Sporun en güzel taraflarından biri de bu: Nerede başladığınızı değil, o yolda ne kadar emek verdiğinizi hatırlatması.
Ve o yeşil masanın etrafında biriken anılar, yıllar geçse de bize hep aynı şeyi fısıldıyor:
Bazı tutkular, hayatımıza farkında bile olmadan girer; spor ise bu tutkularımıza emek vererek bir hikâyeye dönüştürmenin en güzel yollarından biridir.
PEOF. DR. HAKAN LEVENT GÜL