PROF.DR. YAVUZ TAŞKIRAN · 02.11.2026
23 Ekim 2026 günü kaleme aldığım ve aynı gün yayınlanan yazım sonrasında sorularımı ve çözüm önerilerimi okuyan bazı arkadaşlarım, kendilerinin nerede bulunacaklarını sordular. Bu arada, Sergen Yalçın’ın birlikte çalışmayı düşündüğü teknik heyet mensupları da galiba aynı gün açıklandı. O listedeki Prof. Dr. Niyazi Eniseler’i tanıyorum ve geçmişteki başarılarını biliyorum. Özellikle kongrelere oldukça sık katıldığımız dönemlerde onunla yaptığımız ortak çalışmalar, Ersun Yanal ile FB’nin başarısı için gösterdiği çabalar takdir edilecek işlerinin arasında yer alır. Umarım bu dönemde rahat bir çalışma ortamı yakalar ve milli takımımız daha başarılı sonuçlara imza atar.
Bizim gibi hem sahada yer almış hem de teoriden kopmamış insanlar her zaman optimist olmayı tercih etmezler. Gerçekleri açıklamaktan çekinmezler. Yaşam tarzımız, aldığımız eğitimler, spor sevgimiz, gelecek kaygımız bunları bize mecbur eder.
Şimdi, futbol ve bilim kongresi esnasında aldığım bazı notları siz okurlarımla paylaşmak istiyorum: Oraya katılan bazı futbol teknik direktörlerinin yorumları, futbolun var olan kaderinin net belirleyicisi idi. Örneğin, Türkiye’de İstanbul’da bile futbol sahalarının yeterli sayıda olmadığı söylendi. Bir sahada birkaç takımın aynı anda antrenman yaptığından bahsettiler. Acil durumlarda toplanma merkezi olarak belirlenen birçok alana akıllara zarar şekilde inşaat yapıldığından söz ettiler. Yeni bir yüzyıla yelken açtığımız bu yıllarda, bu kadar çok sevildiğini söylediğimiz, inandığımız futbolun hâlâ saha sıkıntısı çekmesi, cevabının verilmesi çok zor olan bir sorudur.
Alt yapılarda, çeşitli yaş gruplarında milli takımlarda yer alıp, 30- 40 defa milli olmuş futbolcuların hemen hemen hiç birisinin süper ligdeki takımlarda yer bulamadığı gerçeği önümüzde durmaktadır. Verilen örnekler arasında 49 kez milli olmuş bir futbolcunun bile aynı kaderi paylaştığı aktarıldı. Burada, çözülmesi zor bir problemin varlığı söz konusudur.
Yıllarca alt yapılarda antrenman yap, yaş gruplarında millilik derecesine ulaş, maçlara katıl ama üst liglerde oynama şansı bulmamak şeklinde aktarılan bu tablonun çözümü TFF’nin teknik analizcilerinin işi olmalıdır. Peki böyle bir heyet şu anda TFF’de bulunmakta mıdır?
Yaptığımız iş, bir takıma teknik direktör atama ve yakın tarihlerdeki maçlara hazırlanma ölçeğinde kalmıştır…
Futbola bir Genel Direktör vermek gereklidir. Bu pozisyonda bulunacak şahsa iyi bir çalışma ekibi ile çalışabilme şansı yaratılmalıdır. Federasyon “Uzun Vadeli Futbolcu Yetiştirme” planı yapmalı, bunu kulüplerin alt yapıları ve futbol okullarına kadar geriye götürebilmelidir.
Kuşkusuz vitrin önemlidir ama birkaç yabancı oyuncu alarak takımın başarılı olacağına inanıp ligdeki mücadelesini sürdüren kulüplerin geleceği ne yazık ki çok parlak değildir.
Bu işlerin organizasyonunu yapacak birkaç arkadaşım var. Bunlardan birisi Prof. Dr. Mustafa Ferit Acar’dır. Kendisi ile konuşmadan böyle bir konuda ismini yazdığımdan dolayı umarım bana kızmaz. Ülkemiz futbolunun topuzu kaçmış kantarı derhal kalibre edilmelidir.
Köşemin alan genişliğine güvenerek iki konuya daha değinmek istiyorum: Birisi futbolun medya tarafından iyi aktarılamamasıdır. Basılı gazetelerden çoktan vazgeçtik. Sosyal medyaya yöneldik. Ağırlıklı olarak kulüp taraftarlığı ölçeğinde hazırlanan yayınları izliyoruz. Oysa futbolun anlatılacak o kadar müthiş hikâyesi var ki, bunu anlatmaya ya kimse cesaret edemiyor ya da bunu yapmayı istemiyoruz. Bu konuda değerli dostum Prof. Dr. Cem Çetin’in devreye girmesi gereklidir diye düşünüyorum.
İkinci konu ise yetenekli futbolcuların keşfedilmesi ve yönlendirilmesi gibi işlerin yanında reel bir maç analizi çalışmasıdır. İki ayrı alan olmasına rağmen bunların birlikte yürütülmesi gereken bir proje şeklinde tasarlanması gereklidir. Takımlarda “scout ekibi” olarak yer alanların raporları incelenmelidir. Çünkü oradaki datalar resmin büyüklüğünü görme fırsatı verecektir. Federasyon tarafındaki scouting işleri, kendisini bu alana adamış, futbolda ciddi ve disipline edilmiş aktivitelere imza atan Tarkan Batgün tarafından yürütülmelidir.
Mukaddime isimli eserinde her ne kadar “Coğrafya Kaderindir” demese de İbn-i Haldun’a atfedilen bu görüş, içinde bulunduğunuz coğrafyanın, iklimin sizi mutlaka etkileyeceğinden söz etmesi bizim çalışmalarımızı etkilememelidir. Sorunların problem haline gelmeden çözülebileceği gerçeğinde yola çıkarsak, işimiz zor fakat imkânsız değildir…
Kocaeli, 1 Kasım 2026