MİLLİ TAKIM ACI VERDİ

Avustralya ve Paraguay maçlarında Milli takımımız o kadar çok yanlış yaptı ki, bunlardan “bir doğru” çıkarmakta bile zorlanıyorum!

Bu ülkede temel sorun, tespitte bulunurken gerçeklerden uzaklaşmak…
Böyle olunca da yanlışlar giderek büyüyor, çözümsüzleşiyor!

İşin içinde “Milli takım” olunca bizde akan sular neden duruyor? Kimse niçin konuya gerçekçi yaklaşamıyor ve üstlerinde “dokunulmazlık zırhı” olduğunu kabullenebiliyor?  Eleştirenlere neredeyse “vatan hainliğiyle” eş değer damgalar vurulabiliyor? Ne kadar acı değil mi?

Unutmayın ki; işin içine hamaset girince “gerçek” orada duramaz; kaçar!
                                    * * *

Uzun zamandır “fizik matematiği yener” diyorum. Avustralya maçından sonra bu gerçekten yola çıkarak yazılar yazdım. Paraguay maçında da aynı tablo ile karşılaştım. Şimdi size 2 maçın ortak verilerini sunacağım.

Avustralya maçında yüzde 72, Paraguay maçında ise yüzde 79 top bizde. Matematik olarak baktığında büyük bir oran. Yine Avustralya’ya 30, Paraguay’a 32 şut atmışız… OPTA’nın saptamasına göre, 1966’dan beri dünya kupası verilerinde bir takımın üst üste 2 maçta gol atamadan ulaştığı en yüksek şut sayısı bu. Ancak, 62 şutun 13’ü kaleyi bulmuş. Peki sonuç, "gol var mı?" Yok… Yani “fos çıkan” bir matematik verisi bu. Adam şimdi sormaz mı sana, “Bana ne, topu o kadar ayağında tutmandan, o kadar şut atmandan” diye…
Sorar tabi…

Çünkü gerçek şu; Türkiye iki maçta da sonuca gitmekte “aciz” kaldı. Yani, 2-3 şutumuz dışında “Bu da kaçar mı?” diyebileceğimiz anlar yoktu! Kapanmak üzere olan fabrika gibiydik. Ne fabrika sahibi, ne işçiler çarkları çeviremediler! “Tükenmişlik sendromu” dedikleri yoksa bu mu? Ben bilmem; gidin “Bu takımın psikoloğu da benim” diyen Montella’ya sorun bunu!

                                                * * *

Maçları izliyoruz…
Fizik gücü yeterli değildi” diye kaç takım söyleyebilirsiniz?
3-5 tane çıkabilir.
Ne acıdır ki, bunlardan biri de Milli takımımız!
Bu gerçekten hareketle…

Kadroyu mutlaka titizlikle gözden geçirmeli, “kısa boylu” futbolcularda çok ısrarcı olmamalı, temaslı oyundan yılmayan, tekniği çok üst seviyede olmasa bile “uzun boylu ve fizik gücü yüksek” futbolculara yönelmeli, formsuz olduğu gözlenen özellikle kaleciler konusunda “çok gerçekçi” karar vermeli, asıl önemlisi artık dünyada yaygınlaşan “süratli oyun anlayışına” adapte olamayan futbolculardan bir an önde takımı arındırmalıyız!

Son söz:
“Ağzımın tadı iyice kaçmış durumda… Bundan sonraki maçları ne için, kim için ve nasıl izleyebileceğim konusunda tereddütlüyüm. Sabahın köründe bir daha kalkabilecek miyim, bilmiyorum…”