Modern insanın ilginç bir çelişkisi var. Teknoloji sayesinde yaşamımız her geçen gün daha konforlu hale gelirken, bizi insan yapan bazı temel alışkanlıklardan da giderek uzaklaşıyoruz. Bunlardan biri de güneş ışığıyla olan ilişkimiz.

Sabah evden çıkıp arabaya biniyor, kapalı bir ofiste çalışıyor, spor salonunda egzersiz yapıyor ve günün sonunda yine kapalı bir ortamda dinleniyoruz. Birçoğumuz gün boyunca gökyüzünü bile doğru dürüst görmüyoruz. Peki bunun bedeli ne olabilir?

Bilim insanları son yıllarda bu sorunun cevabını araştırıyor ve ortaya çıkan sonuçlar oldukça dikkat çekici. Çünkü güneş ışığından yeterince yararlanamayan bireylerde D vitamini eksikliği giderek yaygınlaşıyor. Üstelik D vitamini eksikliği yalnızca kemik sağlığını değil, bağışıklık sistemini, kas fonksiyonlarını, zihinsel performansı ve hatta yaşlanma süreçlerini de etkileyebiliyor.

Uzun yıllar boyunca D vitamini yalnızca kemik sağlığı ile ilişkilendirildi. Oysa biz bugün biliyoruz ki D vitamini reseptörleri beynimizde, kaslarımızda, kalbimizde ve bağışıklık hücrelerimizde de bulunuyor. D vitamininin bağışıklık sistemi, kas fonksiyonları, beyin sağlığı ve inflamasyon kontrolü üzerinde de önemli etkileri bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle D vitamini, vücudun neredeyse tamamıyla iletişim kuran biyolojik bir haberci gibi çalışıyor. Hatta bazı bilim insanları D vitaminini klasik bir vitaminden çok, vücudun birçok sistemini etkileyen bir prohormon olarak tanımlamaktadır.

Yaşlanmanın temel özelliklerinden biri, bilimsel literatürde “inflammaging” olarak adlandırılan kronik düşük düzeyli inflamasyondur. Bu sessiz inflamasyon yıllar içinde kalp-damar hastalıkları, diyabet, sarkopeni, osteoporoz ve nörodejeneratif hastalıkların gelişimine zemin hazırlayabilir. Araştırmalar, yeterli D vitamini düzeylerinin bağışıklık sisteminin daha dengeli çalışmasına katkı sağlayabildiğini ve bazı inflamatuvar belirteçlerin yükselmesini sınırlandırabildiğini göstermektedir.

D vitamini eksikliği ise düşündüğümüzden daha yaygındır. Sürekli yorgunluk, kas güçsüzlüğü, sık enfeksiyon geçirme, kemik ağrıları, motivasyon düşüklüğü ve egzersiz performansında azalma eksikliğin ilk belirtileri arasında yer alabilir. Uzun vadede osteoporoz ve kırık riskinin artması da önemli sonuçlardan biridir.

Sporcular açısından bakıldığında D vitamini ayrı bir önem taşır. Kas hücrelerinde bulunan D vitamini reseptörleri, kas kuvveti ve kas fonksiyonlarının düzenlenmesinde rol oynar. Bu nedenle düşük D vitamini seviyeleri; performans düşüklüğü, toparlanma süresinin uzaması ve sakatlık riskinde artış ile ilişkilendirilmektedir. Özellikle kapalı salon sporlarıyla uğraşan bireylerde ve kış aylarında eksiklik daha sık görülmektedir.

Biyobelirteç olarak adlandırdırdığımız moleküler düzeyde D vitamini rakamlarla ifade edildiğinde hangi düzeyde olmalıdır sorusu akla geldiğinde ise; kanda ölçülen 25(OH)D düzeyleri için genel kabul gören sınıflama; “20 ng/mL altı eksiklik”, “20–30 ng/mL yetersizlik”, “30–50 ng/mL yeterli düzey”, “40–60 ng/mL birçok uzman tarafından optimal aralık” ve “100 ng/mL üzeri toksisite riski açısından dikkat gerektirir” şeklindedir.

D vitamini kaynaklarına gelince; yağlı balıklar (somon, sardalya, uskumru), yumurta sarısı, karaciğer ve D vitamini ile zenginleştirilmiş süt ürünleri önemli besinsel kaynaklardır. Ancak unutulmamalıdır ki vücudumuzdaki D vitamininin büyük kısmı besinlerden değil, güneş ışığının etkisiyle deride sentezlenmektedir. Ya da güneşe çıkmadan 30 dk - 1 sa önce alınabilecek iyi bir D3 + K2 Vitamini takviyesi iyi gelebilir.

Longevity perspektifinden bakıldığında D vitamini tek başına bir gençlik iksiri değildir. Ancak düzenli fiziksel aktivite, kaliteli uyku, dengeli beslenme, akılcı düzeyde optimum besin desteği alımı ve stres yönetimi ile birlikte değerlendirildiğinde sağlıklı yaşlanma stratejisinin önemli parçalarından biridir.

Belki de uzun yaşamın sırrı çok pahalı takviyelerde veya karmaşık biyoteknolojik çözümlerde değil; biraz daha fazla hareket etmekte, biraz daha fazla gün ışığı görmekte ve vücudumuzun bize verdiği biyolojik sinyalleri zamanında fark etmekte saklıdır.

Çünkü bazen yaşlanmayı hızlandıran şey, ya takvim yapraklarıdır ya da eksik kalan temel biyolojik ihtiyaçlarımızdır.

Sağlıkla ve bilgelikle yeni yaşlar almak dileğiyle…

Dr. Ayla TAŞKIRAN (PhD)