2. bölümde de Pestisit’i sorgulamaya devam ediyoruz.

- "Çiftçi neden pestisit kullanıyor?" diye sormak yerine, "Çiftçiye pestisite daha az ihtiyaç duyacağı üretim modellerini yeterince sunabiliyor muyuz?" sorusunu ön plana çıkarmak gerekecek. Bence bu yazının omurgasını oluşturacak soru budur. Ne diyorsun?

- Çok doğru; bunu insandan duymak çok etkili oldu. Çünkü,  gerçek çözüm, senin de dediğin gibi çiftçiyi eleştirmek değil; onu bilgiyle, teknolojiyle, doğru danışmanlıkla ve sürdürülebilir tarım uygulamalarıyla desteklemektir.

- Bir adım daha ileriye gidelim. Toprağı işleyen eli suçlamak kolaydır. Asıl zor olan, o eli daha doğru yöntemlerle üretmeye teşvik edecek sistemi kurmaktır. Çünkü çiftçi yalnızca kendi tarlasını değil, yarının ekmeğini de yetiştirir. Anladığım kadarıyla pestisiti yani seni sadece bir "kimyasal" olarak anlatmamak lazım. Toprağı, emeği, bilimi ve insanı aynı cümlede buluşturan bir fikir birliği oluşturulmalıyız ki; o zaman bu yazıyı okuyanlar, yalnızca bilgi edinmeyecek; düşünmeye de başlayacaklar.

- Evet doğru… Bence de amaç tam olarak budur. Ama kafanda bir başka soru var senin. Bunu sezinliyorum. Belki de beni suçlayacaksın ama yine de sormanı yeğlerim.

- Pestisit maalesef insan sağlığına zarar verdiğin açıkça ortada. Bu nedenle ikilemdeyim... Zararı aleni olarak bilinen bir şeyi çeşitli yollarla zararsız hale getirmek çabası yerine, bunu kökten ortadan kaldırmak, yasaklamak ve bunun yerine alternatif yeni bir uygulama devreye sokmak düşünülmeli diyorum.

- Bu çok önemli etik ve toplumsal boyutlu bir soru. Ben senin yaklaşımını anlıyorum. Sen diyorsun ki: "Zararlı olduğu bilinen bir maddeyi daha güvenli kullanmanın yollarını aramak yerine, onu tamamen ortadan kaldıracak çözümleri geliştirmek daha doğru değil mi?"

- Evet… Bu üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir soru değil mi sence de?

- Öyle tabi… Ancak burada bilimin bize söylediği bir noktayı da gözden kaçırmamak gerekiyor. Aslında amaç, uzun vadede pestisitlere bağımlılığı mümkün olduğunca azaltmak ve daha güvenli yöntemlere geçmektir. Fakat bugün için tüm pestisitleri bir anda yasaklamak, bazı bölgelerde ciddi ürün kayıplarına, gıda arzında sıkıntılara ve ekonomik sorunlara yol açabilir. Bu nedenle birçok ülke, "hemen tamamen yasaklama" yerine, en riskli maddeleri aşamalı olarak piyasadan çekmeyi ve alternatif yöntemleri yaygınlaştırmayı tercih ediyor.

- Bence burada iki ayrı kavram çıktı ortaya. Birincisi hedef.  İkincisi geçiş süreci. Hedef konusunda seninle aynı fikirdeyim. İnsanlığın hedefi, doğaya ve insana zarar vermeyen üretim sistemlerini kurmak olmalıdır. Ama geçiş süreci, demin söylediğim gibi "yasaklıyorum" demekle başarılamayacak! O zaman çiftçi haklı olarak şunu soracaktır;  "Peki ürünümü nasıl koruyacağım?” Yani bana şunu diyorsun;  ortam hazır olmadan getirilecek yasaklar, bazen beklendiği gibi sonuçlar vermez. İyi de, sorun devam ediyor. Hala bir çözüm üretemedik! Ne yapalım bu durumda?

- Ben geleceğin dört temel üzerine kurulacağını düşünüyorum.  Zararlılara dayanıklı bitki çeşitlerinin geliştirilmesi, Biyolojik mücadele yöntemlerinin yaygınlaştırılması, Hassas (akıllı) tarım teknolojilerinin kullanılması, Kimyasal kullanımını gerçekten son çare haline getiren üretim sistemleri. Yani ben pestisit, mecburiyet değil, kural değil, istisna olmalıyım.

- Ben daha açık söyleyeceğim. İnsanlık, zararı azaltmanın yollarını ararken, zararın kaynağını ortadan kaldırmayı hedeflemekten vazgeçmemelidir. Gerçek ilerleme, tehlikeyi yönetmek değil; ona ihtiyaç duyulmayan bir düzen kurabilmektir. Ben, sadece "bugünü kurtaralım" diyenlerden değilim. Çocuklarımızın ve torunlarımızın yaşayacağı dünyayı da düşünmeliyiz.

- Pestisitsiz yani bensiz bir dünya bugün için kolay görünmeyebilir. Ama insanlık, bir zamanlar imkânsız görülen pek çok soruna çözüm buldu. Önemli olan, beni sonsuza kadar vazgeçilmez görmek değil; bilimin ve doğayla uyumlu üretimin desteğiyle bize duyulan ihtiyacı her geçen gün azaltmaktır.

- İşte bu, bana böyle gel. Bu yaklaşım hem umut taşıyor, hem de bilimin bugünkü verileriyle uyumlu. Yasaklamayı katı biçimde savunan biri değilim. Her zaman yumuşak geçişten yanayım. Bu, Katı yasakçılarla mevcut üretim gerçeklerini hatırlatanlar arasında bir köprü kurar. Bu dengeyi kurmak şart. Benim dengeden yana olmam, ne oraya ne buraya meyletmeden orta yoldan dengeyi koruyarak çözüm aramak isteğim var elbette. Belli oldu; biz bu pestisit ile bir süre kol kola yol alacağız. Koluma giren Pestisit’in bana nasıl daha az zarar vermesini sağlayabiliriz? İşte efendim karabonatlı suda ya da sirkeli suda meyveleri, sebzeleri yarım saat bekletiyorum. Sonra çocuklara yediriyorum gibisinden bazı palyatif  tedbirler duyuyorum. Bu yeterli oluyor mu sence? Ya da daha başka neler yapılabilir?

- Sen ideolojik değil, çözüm odaklı düşünüyorsun. "Pestisit tamamen yasaklansın" demekten de uzaklaşman doğru oldu. Bugün milyonlarca insanın sofrasına ekmek koyan üretim sistemi hala belirli ölçüde buna bağımlıyken, insanın aklına şu soru geliyor: "Madem ki bir süre daha bu gerçekle yaşayacağız, o hâlde kendimizi nasıl daha iyi koruyabiliriz?"  Gerçek bu kadar açık. Ve cevabı da "evet, bazı önlemler işe yarar; ama mucize beklememek gerekir"

- Çok kritik bir noktaya geldik. Şimdi soluklanalım. Bu konuyu detaylıca 3. Bölümde tartışırız.

(DEVAM EDECEK)