19 Temmuz 2026 Pazar
DOLAR 47.19 ₺
EURO 54.03 ₺
STERLIN 63.57 ₺
G.ALTIN 6,093.03 ₺
BTC 63,857.86 $
ETH 1,839.63 $
BİST 0.00

    Yusuf YALKIN

    Yusuf YALKIN

    AZİZ ÜSTEL'LE ANILAR...

    Yayınlama: 18 Temmuz 2026 Cumartesi 20:47

     

    Bir dönemin en popüler simalarından biriydi Aziz Üstel…

    Çok iyi arkadaşım, gerçek bir dostumdu.

    70’li yılların ortası olabilir; Tercüman’da okurlara dağıtılacak kitapların organizasyonunu üstlenmişti. Yöneticiler, fikirlerine çok güvenirdi. Masada ciddi bir proje olduğunda “Bir de Aziz’e soralım” cümlesi adeta destur gibiydi!

    “Janti” sözcüğü ona cuk diye otururdu.
    Çok şık giyinen, görgülü, bilgili, olağanüstü donanımlı biriydi.
    Nasıl olmasın?
    Aziz’in aylık kitap okuma, çeviri yapma, kültür- sanat faaliyetlerine katılma, yabancı- yerli konferanslara iştirak etme sayısına ulaşabilecek başka bir isim o yıllarda benim medya çevremde yoktu.
    Hele şimdi olacağını hiç sanmıyorum.
    Sinema, dizi film, kitaplar, çeviriler… 
    Aziz için leblebi çekirdek yemek kadar kolay işlerdi.
    Anthony Burgess'in ünlü Otomatik Portakal romanını Türkçeye kazandırarak "En İyi Çeviri Ödülü"nü alan da Aziz Üstel’dir.

    O kendi alanında bir kültür deposuydu.
    Bu konuda tek geçerim!
    Zaten, “ses tonuyla”, “değişik tarzıyla” ve “mimikleriyle”, hele bir de o an "pipo" içiyorsa karşısındaki kişinin şansı yoktu!
    1.dakikada nakavt ederdi.
    Böbürlenmeyi sevmezdi ama, yazmadan edemeyeceğim, Kaliforniya Üniversitesi İletişim Bölümü’nden mezundur. Yaşamının gençlik dönemi ABD’de geçmiştir.
                                                                          * * *

    Aziz’in boş vakti olmazdı pek.
    Olduğunda da ceremesini genelde ben çekerdim.
    Telefon eder “Gel biraz zamanım var; attım çevirileri bir köşeye… Dertleşiriz” derdi.
    Kıramazdım onu.
    Çünkü Aziz’in güvenmediği adamla “Tek kelime bile konuşmadığını” çok iyi bilirim!
    Bunu aleni yapardı.
    İşte o nedenledir ki, “mağrur” olarak bilinir...
    Aslında hiç öyle biri değildi. Tertemiz bir kalbi vardı. Fakat haksızlığa tahammülü olmadığı için çabuk parlar, çabuk soğurdu insanlardan. Bir de Türkçe’yi düzgün konuşamayandan nefret ederdi. “Ben Türkçeyi 50 kelimeyle konuşan adamlarla nasıl anlaşacağım Yusuf” derdi.
    Belki de onunla birçok konuda örtüşmemizde bunların payı olmuştur…

    İkimiz de haksızlık karşısında anında tepkimizi koyardık, dayanamazdık! Ve de Türkçeyi iyi konuşurduk…
    Aziz Üstel’in bir diğer hassas noktası Galatasaray’dı. O konu açıldığında ortalığın "yangın yerine dönmesi" kaçınılmazdı. Ciddi ciddi söz düellosu ederdi insanlarla. Taparcasına severdi; Galatasaray kutsalıydı onun…

                                                                      * * *
    Aziz dostumun en çok canını sıkan şey, magazin medyasında isminin çıkmasıydı. Ajda Pekkan- Aziz Üstel ikilisi uzunca bir dönem magazin gündemini meşgul eden büyük bir aşk yaşadılar. Bu konuda ne zaman bir yazı çıksa kahrolurdu. “Bu ilişki biterse işte bu doğru olmayan haberler yüzünden biter” derdi. Öyle de oldu…

                                                                       * * *

    Bir gün anormal yorgun vaziyette, masamın üzerine yığılacak haldeyim.
    Hava müthiş sıcak. Burnumuzun dibinde Ankara Oteli’nin havuzu... İnsanlar neşe içinde yüzüyor. Bize de izlemek düşüyor! Tam da sinir olduğum bir durum…
    Telefonum çaldı. Arayan Aziz…
    Bu arada söylemeyi unuttum o sıralar TRT’nin dizilerini çeviriyordu.
    Bana, “Çok çabuk gel. Sana bir sürprizim var!” dedi.
    “Nedir?” diyecek oldum.
    Oğlum sürpriz söylenir mi?” dedi ve kapattı telefonu.

    Gittim mecburen…
    Harbiden merak etmiştim çünkü…
    Aziz için hayatta her şey normaldi, “sürpriz” dediyse bu işte bir bit yeniği vardı…
    Odasına girdim…
    Şarkıcı Nilüfer’le sohbet ediyordu. Beni tanıştırdı. "Demin sözünü ettiğim Yusuf kardeşim bu” dedi.
    Ben “Ne yapıyor bu adam şimdi” endişesi içindeydim.
    Bana bazı sayfalar uzattı. “Otur oku, beğendiğin sayfaları ayır” dedi.
    Aziz… Nilüfer… Yan odalardan gelen yüksek sesler…
    Ben tam bir şoktaydım.
    Bu arada odaya iki bayan daha girdi. “Yusuf beyle tanışın” dedi, bayanları yanıma gönderdi. Onların da ellerinde kağıtlar… Ama çok tedirginler.
    Sonra mesele anlaşıldı, ilk kez seslendirme yapacaklarmış, ondan heyecanlılar!
    Bayanları anladım da, bu kağıtları niye benim elime de tutuşturdu?” diye düşünürken, “Haydi odaya giriyorsunuz, 15 dakikalık bir deneme var” dedi.
    Ben hayretle yüzüne baktığım da, “Sende seslendirme yapacaksın!” demesin mi?
    “Yapma gözünü seveyim” dememe fırsatım bile olmadı.
    Biz kızlarla başladık görüntüleri izleyip okumaya…

    Neyse uzatmayım kan ter içinde çıktım stüdyodan…
    Yanıma geldi; “Dinledim harikaydın. Oldu bu iş” dedi ve ekledi:
    “Beni dinle, bu işi reddetme…”
    Çok uğraştı, baskı yaptı ama beni ikna edemedi.
    Şimdi yazarken geldi aklıma; “Kabul etsem iyi mi olurdu acaba!”

    Işıklar içinde uyu altın kalpli Janti dostum…
    Seni her zaman sevgiyle hatırlayacağım…