2 Ağustos 2026 Pazar
DOLAR 47.56 ₺
EURO 54.86 ₺
STERLIN 64.23 ₺
G.ALTIN 6,175.37 ₺
BTC 62,957.60 $
ETH 1,866.11 $
BİST 0.00

    Yusuf YALKIN

    Yusuf YALKIN

    PESTİSİT’E SORDUM: NE KADAR ZARARLISIN (1)

    Yayınlama: 2 Ağustos 2026 Pazar 14:13

            

    Geçenlerde değerli bir arkadaşımdan mesaj aldım. Şöyle diyordu:

    “Beni tanıyorsun; ikimiz de merak etmeyi, birlikte düşünmeyi ve konuları farklı yönleriyle ele almayı seviyoruz. Senin yılların gazeteciliğinden gelen sorgulayıcı bakış açın, sohbetlerimizi her zaman sıradan bir konuşmanın ötesine taşıdı. Daha önce savaşın anlamsızlığından, küresel ısınmadan, su krizinden, insanlığın ortak geleceğinden ve spora damga vuran isimlerin hayatlarından konuşurken de aynı ortak noktada buluşmuştuk: “İnsana ve yaşama değer veren bir bakış açısı…”

    Son zamanlarda sporumuz.com sitesindeki değişiklikleri, yenilikleri ilgiyle takip ediyorum. Topluma yararlı olacağına inandığım bir araştırma yapmanı istiyorum; elbette vakit bulursan. Konu Pestisit… Başka bir şey yazmayacağım. Sen mesajı almışsındır…

    O kadar güzel özetlemişti ki, onu kıramazdım. Konu ile ilgili ne varsa okuyup bilgi edinmeye çalıştım. Bilimsel veriler, çiftçinin bakış açısı, vatandaşın bu konuya nasıl baktığı gibi konuları eşeledim. Ortaya şöyle bir tablo çıktı:

    “Kimse bu konuda fazla net değil… Bu meretin iyi tarafı da var kötü tarafı da. Değişik bir yazı tarzı olsun istedim. Konuyu en iyi “kendisi değerlendirebilir” düşüncesiyle Pestisit’i karşıma aldım ve başladım sormaya… Çok uzun bir yazı çıktı ortaya maalesef. Nasıl özetleyeceğim bilemiyorum!

                                                          * * *

    Sorularımıza başlayalım…

    - Çok sevimsiz geliyorsun herkese. Tüm dünyada toplumları yakından ilgilendiren bir sorun oldun. Kimilerine göre tam bir belasın. Ne yapacağız, seninle nasıl baş edeceğiz?

     - Gerçekten insanlığın ortak geleceğini ilgilendiren çok önemli bir mesele oldum. "Pestisit" dediğinde yalnızca tarımı konuşmayacağız. Toprağı, suyu, havayı, arıları, kuşları, çocukları, gelecek nesilleri ve hatta medeniyetin sürdürülebilirliğini konuşuyor olacağız. Merak etme her şeyi net cevaplandıracağım. “Tarladan Sofraya Uzanan Sessiz Tehlike” gibi bakılıyor bana. Halk arasında çoğu zaman "tarım ilacı" olarak biliniyorum. Oysa bu ifade, gerçeği biraz yumuşatıyor. Çünkü bunların önemli bir bölümü, canlıları yok etmek üzere geliştirilmiş kimyasallar. Böcek öldürür (insektisit), yabancı otu öldürür (herbisit), mantarı öldürür (fungusit), kemirgeni öldürür (rodentisit)... Yani ortak özellik bir canlıyı yok etmek için tasarlanmış olmak..

    - Bir dakika bu açıklamandan çok tedirgin oldum. Şimdi insanlığın önünde büyük bir çelişki var demek ki? Bir tarafta hızla artan dünya nüfusu var. Daha fazla gıda üretmek zorundayız. Zararlılarla mücadele edilmezse bazı ürünlerde ciddi verim kayıpları yaşanabiliyor. Çiftçi de emeğini korumak istiyor. Diğer tarafta ise doğa var. Doğa, milyonlarca yılda kurduğu hassas dengeyi bu yoğun kimyasal yük altında korumakta zorlanıyor. Böyle düşünceye ittin beni şimdi.

    - Dahası var... Yalnızca hedeflenen zararlıyı etkilemiyoruz. Toprağa karışıyoruz. Yer altı sularına nehirlere ulaşıyoruz. Balıklara geçer, arıları etkiler, kuşların besin zincirine gireriz ve sonunda siz insanın sofrasına geri döneriz. İşte buna ekolojide “biyolojik birikim” denir. Bazı kimyasallar canlı dokularında zamanla birikir ve besin zinciri ile üst basamaklara çıktıkça yoğunlukları artabilir. Bu nedenle çevresel etkileri, ilk uygulandıkları alanın çok ötesine uzanabilir.

    - Dur... Dur… Bu kadar kötüsün yani. İçim karardı. Peki ne yapacağız?

    - Hemen telaşlanma… Dört temel nokta var. Dünyada bunlar uygulanmaya başladı.  Birincisi: Akıllı tarıma geçmek. Eskisi gibi "tarlanın tamamını ilaçlayalım" anlayışı artık sürdürülebilir değil. Sensörler... Yapay zekâ... Drone teknolojileri... Uydu görüntüleri... Bunlar sayesinde yalnızca gerekli alanlara, gerekli miktarda uygulama yapılabiliyor. Böylece hem maliyet hem de çevresel yük azaltılabiliyor.  İkincisi: Biyolojik mücadeleyi yaygınlaştırmak. Doğa zaten milyonlarca yıldır kendi dengesini kuruyor.  Zararlı böceğin doğal düşmanını kullanmak... Feromon tuzakları... Yararlı böcekler... Mikrobiyal mücadele yöntemleri... Bunlar birçok durumda kimyasal kullanma ihtiyacını azaltabiliyor.

    -Acele etme, feromon tuzakları nedir?

    -Zararlı böceklerin salgıladığı yapay koku maddelerini kullanarak böcekleri çeken, izleyen ve sayısını azaltan çevre dostu biyoteknik mücadele araçlarıdır. Bu tuzaklar temel olarak dişi böceklerin yaydığı cinsel kokuları taklit eder. Üçüncüsü: Entegre Zararlı Yönetimi (Integrated Pest Management – IPM). Bence geleceğin tarımı budur. Kimyasal ilaç, ilk seçenek değil; son seçenek olmalıdır. Ancak, beni tarlada kullanmak gerçekten zorunluysa, hedefe yönelik ve doğru dozda kimyasal uygulanmalıdır.

    -Tarımsal sensörler ne işe yarıyor?

    - Tarımda sensörler; toprak nemi, sıcaklık ve pH gibi çevresel faktörleri ölçerek doğru sulama, gübreleme ve ürün izleme imkanı sunar. Bu sayede su ve gübre israfı önlenir, ürün verimi artar ve maliyetler düşer.

    - Çok açık ve net bir özeleştiri oldu bu. Aklıma geldi, tüketicinin bilinçlendirilmesi fayda etmez mi? İnsan olarak biz de bu zincirin önemli bir halkasıyız sonuçta.

    - Öncelikle mevsiminde ürün tüketmelisiniz.  Şunu severim, bunu sevmem diyerek tek tip ürüne bağımlı kalmamanız lazım. Meyve ve sebzeleri uygun zamanlarında yemelisiniz. Ve daha da önemlisi üreticiyi iyi tarım uygulamalarına yönlendirerek bilinçli tercihler yapabilmesi sağlanmalıdır.

    - Bir de duyuyorum; "ben sirkeye yatırdım, yok ben karbonatla yıkamaya başladım" gibi uygulamalar ev hanımları arasında hayli yaygın. Bu yollarla senin zararını yok edebilir miyiz?

     - Bunların her biri küçük görünse de önemlidir. Ancak şunu da vurgulamam gerekir; tüketicinin yıkama ve hazırlama yöntemleri bazı kalıntıları azaltabilse de tüm pestisitleri yani bizleri tamamen ortadan kaldırmaz. Bu yüzden asıl çözüm, üretim aşamasında güvenli ve bilinçli uygulamalardır.

    - İnsanlık, "daha çok üretelim" derken bazen "yaşanabilir bir dünya bırakalım" hedefini ikinci plana mı itti acaba? Bence gerçek hedef, sadece daha fazla ürün almak olmamalı. Gerçek başarı; toprağı öldürmeden üretmek, suyu kirletmeden beslenmek, arıları yok etmeden meyve yetiştirmek ve çocuklara sağlıklı bir gelecek bırakabilmektir.

    - İnsan, doğayı fethettiğini sandığı her gün, aslında ona biraz daha bağımlı olduğunu unuttu. Bu nedenle, toprağı, çevreyi korumak zorundasınız. Bu insanın kendi geleceğini korumasıdır. Bunu yapmadığınızda benim gibi zararlı tarafı olanlara gereksinim duyuyorsunuz!

    - Pestisit; çiftçi, eken biçen, tarımcı, tarla sahibi köylü vatandaşlar için niçin çok önemli, neden kullanılıyor bu denli geniş ölçekte? Kullanılmazsa olmaz mı? Bunu en iyi sen bilirsin…

    - Çiftçi ürününü korumak zorunda. Zararlı böcekler, mantarlar ve yabancı otlar, bir sezon boyunca verilen emeği kısa sürede yok edebilir. Pestisit kullanılmazsa bazı ürünlerde ciddi verim kayıpları yaşanabilir. Çiftçi hem ürününü hem de gelirini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabilir. Burada çiftçinin amacı ürünü hastalıklardan ve zararlılardan koruyarak kaliteli ve pazarlanabilir bir hasat elde etmektir. Ancak yanlış veya gereğinden fazla kullanım önemli sorunlara yol açabiliyor.

    - Yani, çiftçiler, tarım yapanlar çok bilinçli hareket etmek zorundalar diyorsun. Yoksa sen insanlara zarar vermeye devam edersin… Bunu mu anlamalıyım.

    - Aynen öyle. Bu arada ben sadece böcekleri öldürmem. Türüne göre mantarları, yabancı otları, kemirgenleri ve diğer zararlıları kontrol etmek amacıyla da kullanıyorlar beni.

    - Neden bu kadar yaygınlaştın?

    - Çünkü dünya nüfusu arttı. Daha fazla gıda üretme baskısı; pestisit kullanımını dünyada birçok bölgede yaygınlaştırdı. Bu durum ürüne, bölgeye ve zararlı yoğunluğuna bağlıdır. Bazı durumlarda alternatif yöntemlerle başarılı üretim yapılabilir; bazı durumlarda ise kontrollü ve bilinçli pestisit kullanımı hâlâ gerekli olabilmektedir.

    - Net bir soru sana; Pestisit çiftçinin dostu mu, düşmanı mı?

    - Doğru kullanıldığımda üretime yardımcı olabiliyorum; yanlış kullanıldığında ise hem çevreye hem de insan sağlığına zarar verebilirim. Asıl mesele, bilinçli ve ölçülü kullanımdır.

    - En büyük sorun pestisit yani sen misin?

    - Her zaman değil. En büyük sorun; gereksiz kullanım, yanlış doz, yanlış zamanlama ve bilinçsiz uygulamalardır.

    - Geleceğin tarımında yerin olacak mı?

    - Amaç, daha az kimyasalla daha güvenli üretim yapmak; doğayı korurken çiftçinin de emeğini güvence altına almaktır. Keşke gelecekte bana başvurulmasa…

     - Araştırmama ve okuduklarıma göre; aslında çiftçi de bu zincirin mağduru olabiliyor. O da ürününü kurtarmaya çalışan, geçimini sağlamaya çalışan bir insan. Bana kalırsa, sorun çiftçi değil; bilinçsiz kullanım, yetersiz eğitim ve sürdürülebilir tarım uygulamalarının yeterince yaygınlaşmaması. Doğru mu düşünüyorum. Konunun mihenk taşı sensin çünkü…

    - Bence bu yaklaşım hem bilimsel olarak daha doğru, hem de okuyucunun güvenini kazanan, adil bir anlatım olur. Böylece hem üreticiyi, hem de tüketiciyi aynı çözümün parçası olarak görmüş oluyoruz. Bu denge çok önemli.  Çiftçi yalnızca kendi ailesi için değil, milyonlarca insanın sofrası için üretim yapar. İşte bu yüzden pestisit konusunu anlatırken çiftçiyi suçlamak büyük bir haksızlık olur. Çiftçi sabahın ilk ışığında tarlasına gider. Yağmuru bekler. Kuraklıkla mücadele eder. Donla, dolu ile artan maliyetlerle mücadele eder. Bir de üzerine böcek, mantar ve yabancı ot baskısı geldiğinde, çoğu zaman elindeki en etkili çözüm olarak gördüğü yönteme Pestisit’e yani bana başvurur. Daha doğru bir deyimle mecbur kalır!

    (DEVAM EDECEK)