Bunu zaman zaman yaşarım. Bir kitap, bir makale, bir anı, bir yorum adına ne derseniz deyin, yazılanları okur geçersiniz. Ya da, öyle etkilenirsiniz ki, adeta aklınızda yer eder, orada kalır! Böyle bir yazıyı sizlerle paylaşma gereği duydum. Buyrun okuyun!
FİLOZOF ARTHUR SCHOPENHAUER BAKIN NE DİYOR?
"Toplum Neden Vasat Olanı Ödüllendirir ve Nitelikli Olanı Dışlar?"
Siyasi hayatta, bilimde, sanatta ve akademide “vasatlık” daha kolay yükselir. Gerçek yetenekler ise çoğu zaman ya geç fark edilir ya da hiç fark edilmez.
Peki ama neden?
Bu can sıkıcı gerçeği Schopenhauer’un bakış açısından inceleyelim…
Schopenhauer şöyle diyor:
“Zekâ ve kavrayışla toplumda popüler olabileceğini düşünen kişi, hâlâ hayatın gerçeklerini öğrenememiş bir acemidir. İnsanların büyük çoğunluğu, bu tür nitelikleri kıskanır ve öfkeyle karşılar. Bu öfke genellikle bastırılır, hatta kişi kendine bile gerçek nedenini itiraf etmez. Ancak şu olur: Birisiyle konuşan kişi, karşısındakinin kendisinden çok daha zeki olduğunu fark eder. Ve bilinçdışı bir şekilde şöyle bir sonuca varır: ‘Demek ki bu kişi de benim yetersizliğimi görüyor ve küçümsüyordur.’ Bu düşünce, içerlemiş bir öfke ve nefret doğurur.”
Schopenhauer burada, insanların zekâyla karşılaştıklarında duydukları rahatsızlığı, bir tür “mesafe duygusu” (Nietzsche’nin deyimiyle “pathos of distance”) olarak tanımlar. İnsanlar, zeki birini görünce, bilinçdışı bir biçimde kendi yetersizliklerini hatırlar ve bu da onları içten içe rahatsız eder.
Schopenhauer’a göre:
“Zekânı göstermek, dolaylı olarak karşındakine ‘sen aptalsın’ demektir. Bu, çoğu kişi için dayanılmaz bir aşağılanma hissi yaratır. Çünkü herkes kendini zeki görmek ister, kıyaslanmak ise tahammül edilmesi zor bir durumdur.”
“İnsanlar, en çok gurur duydukları şeyin zekâ olduğunu bilirler. Çünkü zekâ, onları hayvanlardan ayıran şeydir. Bu yüzden, birinin senden daha zeki olduğunu kabul etmek istemezsin; bunu fark ettiğinde de öfke ya da hakaretle tepki verirsin.”
Yani insanlar, zihinsel olarak kendilerinden üstün birine hakaret ederek durumu ‘irade’ düzeyine çekerler. Zihinsel alanda eşit değillerdir ama irade alanında -öfke, hakaret, küçümseme gibi- eşit hissederler.
Schopenhauer devam ediyor:
“Toplumda, mevki ya da zenginlik saygı görür. Ama zekâ asla. Zekânın en fazla karşılaşabileceği şey yok sayılmaktır. Eğer fark edilirse, bu bir küstahlık gibi algılanır ya da sahibinin gurur duyma hakkı olmayan bir ayrıcalık gibi görülür.”
Zekâyı toplumda göstermek, çoğu zaman bir cezayı da beraberinde getirir. İnsanlar, seni küçük düşürmek için bir fırsat kollamaya başlar. Bu noktada Sadi Şirazi’nin bir sözünü hatırlatır:
“Aptallar, bilge kişilerle bir araya gelmeye yüz kat daha isteksizdir; bilge kişiler ise aptallardan sadece biraz uzak durur.”
Ve ardından gelen çok çarpıcı bir yorum yapar:
“Aptal olmak, sosyal çevre edinmek için bir avantajdır. Tıpkı vücut soğukken ateşe yaklaşmak gibi... Kendisini zihinsel olarak üstün hissetmek isteyen kişi de, kendisinden daha aşağıda olanlarla birlikte olmayı arzular.”
ZEKİ İNSANLAR YALNIZDIR!
Schopenhauer, zekânın yalnızlığa neden olduğunu da vurgular. İnsanlar, zeki kişileri bilinçdışı bir kıskançlıkla iter, ardından bu kişileri karalamak için bahaneler üretirler.
Buna karşılık, düşük zekâlı biri daha uyumlu, alçakgönüllü ve sevecen olabilir. Çünkü çevresine "ihtiyaç" duyar. Bu yüzden siyasi hayatta, bilimde, sanatta ve akademide vasat olan hızlı bir şekilde "yükselirken" nitelikli olan "görmezden" gelinir.
Arthur Schopenhauer kimdir?
Alman filozof, yazar ve eğitmendir. Schopenhauer, Alman felsefe dünyasındaki ilklerdendir. Dünyanın anlaşılmaz, "akılsız prensipler üzerine kurulu" nedenselliklerinin olduğunu söyleyerek dikkat çekmiştir. Ayrıca Nietzsche'nin ilk akıl hocasıdır.