Olimpiyat oyunları 2028 yılında Los Angeles’te (ABD) yapılacak. Biraz araştırırsanız katılacak iddialı ülkelerin hazırlıklarını çoktan başlattıklarını ve hayli yoğun çalışmalar içerisinde olduklarını görürsünüz. Çünkü, olimpiyatlarda başarılı olmak sanıldığından da zordur! Ciddi plan ve projeler gerektirir. Bu da yetmez; yapılan çalışmaların liyakatli isimlerden oluşturulacak bir kurul tarafından takibi ve denetlenmesi zorunludur.
En başta, bu büyük organizasyona seçilecek sporcuların mutlaka “adil biçimde” saptanmaları şarttır. Bunun için de federasyonların çok ciddi bir inceleme altında tutulması gerekir. En ufak bir ihmal ya da hata olimpiyatlarda karşınıza “hayal kırıklığı” olarak çıkabilir!
Malum, her olimpiyat sonrasında üç ay içerisinde federasyon başkanları seçimi yapılır. İşte bu da nedense hep “sorun” oluyor! Çünkü, sporumuzun yönetilme tarzında bir terslik var. Neden mi?
Birincisi, yönetenlerin bir bölümü “Hak edenler” olmuyor…
İkincisi, yönetenlerin bir bölümünün de oraya gelmeleri “Etik” değil!
Birincisinden başlayalım.
Bir koltuk doldurulurken neden, “Bu insan burayı hak ediyor mu” sorusu sorulmaz?
Niçin, “İhtisas ve bilgi sahibi liyakatli insanlar” varken, genelde -istisnalar hariç- sporla pek de ilişkisi olmayan kişilere görev verilir?
Bunu anlamış değilim!
Üst yönetimin “Ben ekibimle çalışırım” düşüncesine saygım var. Tamam, olsun ama “Bilen” olsun.
Neden kadronuza, “Bilenleri” değil de, “Bilmeyenleri”, ilgisiz kesimlerden insanları almak yanlışına düşüyorsunuz?
Bir süre sonra bunun “Sakıncaları” ortaya çıkacaktır, çıkıyor da zaten…
Ve iş işten geçmiş oluyor, sporumuz hem yara alıyor, hem zaman kaybediyor!
* * *
Gelelim “Etik” meselesine…
Geçmişte sıkça yaşanmıştı…
Teşkilatta hem yönetici, hem federasyon başkanlığı yapan kişilerden söz ediyorum…
Bir insan, hem “Yöneten”” hem “Hesap veren” olur mu?
Olursa, o federasyonu “Gerçekçi biçimde” yönetebilir mi?
Kendi hatalarını görebilir, bunları düzeltebilir mi?
Bir de, “Teşkilatın işaret edip seçtirdiği iddia edilen” isimler sorunu var.
Bunları ciddi denetleyemez, hatalarını takip edemezsiniz.
Yanlışlarını “Pas geçmek” zorunda kalırsınız!
Bir süre sonra kendilerini “Dev aynasında” görmeye başlayanlar olur!
Nitekim kimi federasyon başkanı seçildikten 3- 4 ay sonra doping sorununu “Yüzde 95 oranında” çözebildiklerini, yüzlerde genç- elit sporcu bulabildiklerini televizyonlarda açıklayabildiler! Hatta daha da ileriye gidip olimpiyatlarda kaç madalya alabileceklerini de fütursuzca açıklayanlara bile rastlandı!
Dahi mi bunlar? Ya da kahin mi?
Yılların “Doping illetini” bu kadar kısa sürede nasıl halledebiliyorlar? Yetenekli sporcu ordusunu kolayca “Hangi metotla” bulabiliyorlar?
Bunlar pek “Rasyonel açıklamalar” değil.
Bu davranışların temelinde “Mevcut seçim yönetmeliği” yatıyor.
Bir çok bölümü yanlışlarla dolu bir yönetmelik!
“Adil” değil…
Hak edenlerin seçilmesi çok zor, hatta imkansız!
Seçimler büyük ölçüde “Teşkilatın egemenliğinde” yapılıyor.
Koltuklarındaki federasyonlar seçimlerde hep avantajlı; yeni adayların ise önü engebelerle dolu…
Bunları yaşadık!
Bu nedenle, göstermelik seçim yapıp, sürekli eleştirilmek yerine, “Tarafsızlık ilkesine dayalı” bir seçim yönetmeliği hazırlamayı artık düşünmek gerekir.
Aynı hataya düşmemek lazım...
2028’e ne kaldı ki?