İzinli olmanın farklı nedenleri vardır. Resmî görevler, çeşitli organizasyonlar, konferanslar, çalıştaylar gibi etkinliklere katılabilmek için çalıştığınız kurumdan izin almak zorundasınız. Ama bu izin yıllık denilen kategoride ise iş tatile doğru hızla ulaşmaktadır.
Bu defa kara, hava ve deniz taşıtlarını kullanarak tatile başladım. Ağustos ve Eylül aylarında tatil beldelerinden dönüşler başlıyor. Buna seviniyorum çünkü hem kara hem de deniz trafiği rahatlıyor. Arada sert esen rüzgârlar olunca marina ziyareti kaçınılmaz.
Dağların eteğindeki bir bölgeden tepelere doğru çıkınca Ege ve Akdeniz’in muhteşem maviliğini görsem de çeşitli seyir noktalarındaki çevre kirliliği içimi burktu. Bir tepe, insanlar otursun, manzarayı seyretsin diye yapılmış bir gölgelik altında iki bank… İlkin uzaktaki deniz, dağlar, ormanlar dikkatinizi çekiyor. Ama birkaç dakika sonra önünüze baktığınızda inanılmaz kepazelik…
Ülkelerin uygar olma ölçütü olarak öngördüğüm iki parametreden birincisi yollarımıza araçlar hız yapmasın diye yaptığımız kasisler, ikincisi ise piknik ve ören yerlerindeki çöplerdir. Ne zaman herkes kurallara uyar ve hız limitlerinde seyrederse yollardaki kasisler doğal olarak kaldırılacaktır. Keza rekreatif amaçla yapılan etkinliklerde bulunduğumuz yeri, bulduğumuz gibi bırakabilirsek -tabi temiz ve düzenli ise- uygar olmayı hak ederiz diye düşünüyorum.
Bunca işin arasında sıfır atık çabalarını sanıyorum hepimiz takip ediyoruz. Marketlere gidip alış-veriş yaptığımızda para vererek satın aldığımız naylon poşetlerin üzerinde “sıfır atık” yazmasına rağmen her taraf plastikten geçilmiyor. Dağlarımızı, denizlerimizi, deniz altımızı bu kimyasal malzemeden kurtarmalıyız.
Balık mevsimi başladı, eylül ayı balıklarına bayılıyorum ama mikroplastik var mıdır sorusunu düşünmeden geçemiyorum. Hâlâ atık suların büyük bir kısmını arıtamıyoruz. Petrol, deterjan, yumuşatıcı, pestisit şeklinde özetlenen kimyasal zehirler sularımızı en şiddetli biçimde kirletiyor. Akarsularımıza karışan bu zehirler hızla denizlerimize karışıyorlar. Yeri gelmişken, hayalet ağlarını da dikkatinize sunuyorum.
Çevre koruma hakkında lütfen ahkâm kestiğimi sanmayın. Yıllar önce Mühendislik Fakültesi Dekanı olan Çevre Mühendisi kıymetli hocam Prof. Dr. Savaş Ayberk ile çeşitli zamanlarda bir araya geldiğimde onun bu konulardaki uyarılarını sıklıkla duyardım. Gelecekte çevreyi bekleyen tehlikeleri, o zamanki görevimi “Müderris-i Mekteb-i Bedenîye” olarak seslendirerek aktardığını bugün gibi hatırlıyorum.
Tatil yapmak çok güzel ama temiz bir çevre, deniz ve denizaltı özlemini çekmek çok daha başka bir şey. Şimdi müsaade ediniz, Gökova Körfezinde Sadun Boro’nun izini sürmeye devam edeyim.
Keramos, 06 Eylül 2026