13 Mayıs 2026 Çarşamba
DOLAR 45.41 ₺
EURO 53.37 ₺
STERLIN 61.57 ₺
G.ALTIN 6,886.20 ₺
BTC 81,134.88 $
ETH 2,311.42 $
BİST 0.00

    Yusuf YALKIN

    Yusuf YALKIN

    SPORU SADECE FUTBOL ÜZERİNE Mİ KURALIM?

    Yayınlama: 12 Mayıs 2026 Salı 23:53

    Medyanın spor ya da başka bir konuda etkin olabilmesi için iki önemli husus var. Birincisi bunu haber olarak sıkça kullanması; ikincisi ve daha da önemlisi bunun "inandırıcı" olması…

    Yıllar önce, TRT’nin tek görsel yayın organı olduğu dönemlerde; yazılı basının yani gazetelerin ve dergilerin spor üzerindeki etkileri hayli fazlaydı.

    O zaman da futbol "en ön plandaki spor dalı" olmasına karşın; özellikle başta güreş olmak üzere diğer spor dalları da medyada genişçe yer bulabiliyordu. Örneklemek gerekirse; bir Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’nu kamuoyu iyi bilirdi; bir Türkiye Boks veya Güreş Şampiyonası'nda salonlar hınca hınç dolardı; Ankara Tenis Turnuvası önemli bir etkinlik olarak dikkat çeker ve seyirci toplardı. Eskrim karşılaşmaları bile büyük ilgi görürdü. Atletizmin "çok özel" bir yeri vardı. Yüzme, masa tenisi ve diğerleri kamuoyunca takip edilirdi.

    Çünkü, TRT ve gazeteler "her sportif etkinliğe önem" verirdi. Kamuoyu, bisikletçi Rıfat Çalışkan’ı, masa tenisçi Oktay Çimen’i, bilardocu Bora Karatay’ı, hentbolcü Ali İsmet Ural’ı, güreşçi Salih Bora’yı, boksör Celal Sandal’ı, eskrimci Özden Ezinler’i, Ali Tayla’yı, tekvandocu Tennur Yerlisu’yu, binici Murat Dizdaroğlu’nu, basketbolcü Barış Küce’yi, voleybolcu Semih Oktay’ı ve diğer spor emekçilerini de ünlü bir futbolcu kadar tanırdı. Çünkü, onlar da futbolcular kadar olmasa bile medyada yer alırlar, haberleri, röportajları çıkardı.

    Spor konularında sadece haber vermekle yetinilmez, araştırmalar, röportajlar yapılır ve bunlar da medyada yayınlanırdı. Dahası, TRT ve gazetelerde branşlaşma (ihtisaslaşma) vardı. Bu nedenle, yazarlar ve muhabirler takip ettikleri spor dallarında bilgi sahibiydiler. Yazdıkları "okunur ve ciddiye alınırdı".

    Eleştirilen bir spor adamı ya da bir sporcu bundan etkilenirdi. Çünkü, haberin ya da yorumun "inandırıcılığı" vardı. Medya gerçek manada spor üzerinde etkiliydi. Yazılanların "doğru, objektif ve inandırıcı" olması, kamuoyunda medyanın güçlenmesi sonucunu doğurdu.
     
    Görsel medyada (Televizyonlarda) son senelerde hızlı ama disiplinsiz ve bilinçsiz çoğalmalar oldu; sayıları bir hayli arttı. Ancak buralarda görev yapacak yetişmiş elit eleman sayısının yeterli olmayışı nedeniyle kalite düştü. Yani kandite kalitenin önüne geçti.

    Yazılı medyada da (gazeteler) benzer artışlar olduğundan spor haberinde de kalite düştü. Masa başı asparagas (Uydurma ve sansasyonel) haberler ön plana çıkmaya, "magazin haberleriyle spor haberleri iç içe girmeye" başladı. Spor, kendine özgü özel yapısından uzaklaşarak, "televole tipi" programların da artmasıyla magazine malzeme olmaya başladı.
     
    Böylelikle, televizyon ve gazeteler inandırıcılıklarını iyice yitirmeye başladılar. İhtisaslaşmadan uzaklaşıldı; her şey futbolun etrafında dönmeye ve yoğunlaşmaya başladı. Rahmetli Turgut Özal’ın futbolu özerk hale getirmesiyle birlikte bu spor dalı "ahtapotun kolları gibi uzadı" ve öteki spor dallarını yutmaya başladı.

    Medyadaki rekabetin artışı da beraberinde reyting kaygısını getirdi. Gazetecilik kökeni olmayan patronların sahip oldukları bir çok medya kuruluşu, haberciliği bir kenara bıraktı; reyting uğruna ticari kafayla hareket edip, sporun da buna alet edilmesine seyirci kaldı.

    Özellikle eski hakemler, eski teknik adamlar, eski idareciler ve eski futbolcuların yorumculuğa başlamalarıyla iş iyice çığırından çıktı. Gazeteler ve televizyonlar, sporda sadece “Futbolun sihirli gücüne” tutundular. Futbolu yazdılar, futbolu yayınladılar, futbolu konuştular…
     
    Basketbol, voleybol gibi birkaç branşın dışındaki spor dalları medya tarafından neredeyse dışlandı. Medya kuruluşlarında ihtisaslaşma ortadan kalktı. Sadece, futbolu bildiğini sanan bir güruh peydahlandı. Böylece medyanın spor dallarının büyük bir bölümünün üzerindeki olumlu katkı ve etkisi kendiliğinden kayboldu. Çünkü, bu dallardaki gelişmeleri çok olağanüstü sonuçlar olmadıkça görmezden gelmeye başladılar…
     
    İşte bu nedenledir ki, son günlerde eskrim, karate, taekwondo, tenis ve güreşte elde edilen başarılar yeterince değerlendirilmedi. Ülke, yeni medyanın yarattığı "korkunç futbol atmosferiyle", neredeyse sadece “Futbol konuşmaya, futbol düşünmeye, futbol izlemeye” zorlanıyor.

    Ve bizim ülkede doğal olarak “spor” denince akla büyük ölçüde "futbol" geliyor artık!