Beşiktaş’ın Avrupa Ligi rakiplerinden biri Kıbrıs Rum Kesimi’nden. Tarihte bir Türk takımının ilk defa Kıbrıs Rum Kesimi’ne gitmesi, 1990’lı yılların ortasında söz konusu olmuştu. O dönemde takımlarımızın Ada’nın Rum kesimine gitmelerinin doğru olmadığını söyleyenlere itibar edilmedi. Ne yazık ki bu süreç halen devam ediyor ama kesinlikle değişmesi de gerekiyor.
Yıllardır “Sporun Jeopolitiği” üzerine kafa yorup, kitap yazan bir akademisyen olarak, Türk takımlarının Kıbrıs Rum Kesimi’ne gitmemeleri konusunda sürekli uyarılar da bulunuyorum. Bu konuda, zaman zaman “Hocam neden gidilmesin?” diye popülist, içi boş sorular da alıyorum. Cevabım aslında çok basit ama önemli bir bilgiye dayalı: “Eğer bir devlet diğer devleti tanımıyorsa, aralarında herhangi bir ilişki söz konusu olamaz”. Biz Türkiye olarak Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımıyoruz. Tanımadığımız için örneğin, Türkiye’den kalkan hiçbir uçak doğrudan Kıbrıs Rum Kesimi’ne inemiyor. Böyle bir gerçek söz konusuyken, yakın geçmişe kadar, takım kafileleri Atina ya da Tel Aviv üzerinden Larnaka’ya giderlerken, son dönemde kafileleri taşıyan uçaklar göstermelik Rodos’a indirilip oradan Kıbrıs Rus Kesimi’ne uçuluyor..
Rumlar seviniyor, Türkler üzülüyor
Türk takımlarının Larnaka’ya gidişleri her zaman Ada’nın Rum kesiminde mutluluk vesilesi olarak yaşanırken, Türk kesiminde mutsuzluğa neden oluyor. Rumların sevinmesinin nedeni, onların tanımadığımız topraklarına gitmiş olmamız. Onlar bu durumu, tanınırlık olarak kabul ediyorlar. Öte yandan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bir devlet olarak sadece Türkiye tarafından tanındığı için, herhangi bir uluslararası spor organizasyonuna ev sahipliği yapamıyor. Bunun için bir Türk takımının Ada’nın Rum tarafında resmi bir maça çıkması, Kıbrıs Türklerini fazlasıyla mutsuz kılıyor. Artık bu gerçeği dikkate alıp, radikal adımların atılmasının zamanının geldiğini düşünüyorum. Çünkü devlet politikamızda artık “Spor Diplomasisi” kavramı telaffuz edilmeye başlandı. Bu çerçevede Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın yaptığı çalışmalar da mevcut. Hatta bu konuda benim de içlerinde olduğum 15-20 kişilik bir grup, yaklaşık 1-2 yıl önce bakanlığın davetlisi olarak Ankara’daki binasında bir araya gelip, bu kavramın devlet politikasına nasıl dönüştürüleceğini tartıştı.
Ankara’daki toplantıda söz bana geldiğinde, bu yorumumdaki gibi, “Eğer Spor Diplomasisi devletin bir politikası olacaksa, Türk takımlarının Kıbrıs Rus Kesimi’ne gitmemeleri gerekiyor” şekilde görüş bildirdim. Bu görüşü dillendirirken, böyle bir kararı doğal olarak Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın tek başına veremeyeceğini, devrede mutlaka Dışişleri Bakanlığı’nın olması gerektiğine vurgu yaptım. Bu öneriyi getirirken, spor diplomasisi kavramını devlet politikası olarak benimseyen ülkelerde, Spor Diplomasisi’nin Dışişleri Bakanlığı çatısı altında olduğunun da altını çizdim. Toplantıdaki ifadelerimin bakanlık seviyesinde ne gibi bir etkisi olduğunu bilmiyorum. Ortaya attığım görüşlerle ilgili ne bir geri dönüş oldu ne de bir ilerleme. Bu duruma aslında pek şaşırdığımı söyleyemem. Nedenlerini sormayın. Şu sıralar ikinci baskısının hazırlığını yaptığım Sporun Jeopolitiği kitabını yazarken, uluslararası ilişkilerde sporun nasıl stratejik bir araç olarak kullanıldığını anlatmayı hedeflemiştim. Yeni bakış açılarını kavramak kolay olmuyor.
Radikal adımları atabilecek miyiz?
Sürekli tekrarlanan bir mesaj var; Türkiye artık eski Türkiye değil diye. Uluslararası ilişkiler açısından bakıldığından kabuk değiştirdiğimiz bir gerçek; geçmişe göre daha iyi bir durumdayız. Diplomasi de aktif rol oynayan bir Türkiye var. Kaydettiğimiz bu ilerlemenin ve sahip olduğumuz gücün mutlaka somut göstergelerle desteklenmesi gerekiyor. İşte bu çerçevede atılacak adımlardan biri, Türk takımlarını sportif faaliyet için Kıbrıs Rus Kesimi’ne göndermemek olmalıdır. Eğer uluslararası federasyonlar, yapacağımız uyarılara rağmen bizi tanımadığımız bir devletin takımlarıyla eşleştiriyorlarsa, o zaman maçların tarafsız sahada oynanmasını sağlamalıyız. Eğer bu radikal adımları atabilirsek, uluslararası platformda Türkiye’nin gücünü de göstermiş oluruz. Ayrıca 1990’lı yıllarda o dönemin siyasetçilerinin uluslararası ilişkilerde sporun önemini bilmedikleri için başlattıkları bu yanlış süreç de son bulmuş olur. Böyle bir karara en çok sevineceklerin başında da Kıbrıslı Türkler olacaktır.