HOCA BULAMIYOR MUYUZ, HOCA YETİŞTİRMİYOR MUYUZ?
Sosyal medyada karşıma çıkan bir soru, bugün bu yazının konusu oldu. Soru şu: “Türk futbolu neden yıllardır aynı 3-4 teknik direktörün etrafında dönüp duruyor? Kulüpler çıkmaza girdiğinde, başka umut olacak hoca bulamıyor muyuz?”
Aslında buluyoruz.
Ama güvenemiyoruz.
Daha doğrusu risk alamıyoruz.
Türk futbolunda teknik direktör tercihi çoğu zaman “Bu takım için en doğru hoca kim?” sorusuyla yapılmıyor.
“Başarısız olursam beni kim kurtarır?” sorusu daha belirleyici.
İşte o zaman tanıdık isimler devreye giriyor.
Tecrübeli…
Taraftarın bildiği…
Medyanın tanıdığı…
Geçmişinde başarıları olan…
Kısacası, yönetim açısından güvenli liman.
Yabancı bir teknik direktör getirirseniz de durum farklı değil.
Kariyeri güçlü bir isim gelir.
Olmadı mı?
“Dünya çapında hocaydı, burada tutmadı.”
Ve yönetim bir anlamda sorumluluktan sıyrılır.
Peki genç Türk teknik direktör?
Onun işi daha zor.
Üç maç kaybederse “yetersiz” denir.
Bir derbi kaybederse “büyük takım hocası değil” denir.
Beş hafta sonra gönderilir.
Sonra da dönüp sorarız:
“Neden yeni hoca yetişmiyor?”
Nasıl yetişsin?
Bir teknik direktörün gelişmesi için önce ona zaman vermek gerekiyor.
Biz ise futbolu sezonluk değil, haftalık yaşıyoruz.
Bugün proje diyoruz.
Yarın sonuç istiyoruz.
Ertesi gün hoca gönderiyoruz.
Sonra yeniden proje diyoruz!
Asıl problem burada.
Biz sadece futbolcu yetiştirmeyi değil, teknik direktör yetiştirmeyi de sistem haline getirmeliyiz.
Altyapıdan A takıma futbolcu çıkarıyoruz da, neden altyapıdan A takıma teknik direktör çıkaramıyoruz?
Neden genç bir antrenörün kariyer basamakları planlanmıyor?
Neden bir hoca yardımcı antrenörlükten A takım teknik direktörlüğüne hazırlanırken yıllarca desteklenmiyor?
Çünkü bizde teknik direktör çoğu zaman inşa eden kişi değil, yangın söndüren kişi olarak görülüyor.
Kulüp krize giriyor.
Telefon açılıyor:
“Hocam, gel kurtar bizi.”
Hoca geliyor.
Takımı toparlıyor.
Bir süre sonra işler yeniden bozuluyor.
Bu kez:
“Hocayla yollar ayrıldı.”
Sonra?
Yeni bir kurtarıcı aranıyor.
Ve dönüp dolaşıp aynı isimlere geliyoruz.
Oysa futbol kulüplerinin ihtiyacı sürekli kurtarıcı aramak değil, kurtarılmaya ihtiyaç bırakmayacak bir sistem kurmak.
Bunun için de önce şu soruyu değiştirmeliyiz:
“Hangi hocayı getirelim?”
Yerine:
“Nasıl bir futbol oynayacağız ve o futbolu hangi teknik adamla, ne kadar sürede inşa edeceğiz?”
Bu soruyu sorabilirsek Türk futbolunda yeni isimler çıkar.
Soramazsak…
Bugün 80 yaşındaki hocayı konuşuruz.
Yarın başka bir yabancı hocayı.
Öbür gün yine aynı 3-4 ismi.
Çünkü Türkiye’de bazen hocalar değişiyor ama futbol aklı değişmiyor.
Asıl mesele de tam burada başlıyor.
Hoca bulamıyoruz diye değil; yeni hocaya güvenecek kadar cesur olmadığımız için aynı hocaların etrafında dönüp duruyoruz.