Bir zamanlar yol tarifleri ezberlenirdi. "Camiden sağa dön, fırını geçince sola sap..."

Böylece sadece bir adres öğrenmez, zihnimizde şehrin haritasını da çıkarırdık.

Bugün ise telefonumuz konuşuyor, biz sadece uyguluyoruz: "200 metre sonra sağa dönün."

Dönüyoruz. "Varış noktasına ulaştınız." Ulaşıyoruz.

Navigasyon sayesinde artık neredeyse hiç kaybolmuyoruz. Ama galiba bunun bedelini, yön duygumuzu kaybederek ödüyoruz.

Beynimizdeki hipokampus, hafıza kadar mekânsal yön bulmada da görev alır. Kullanılan beceriler gelişir, kullanılmayanlar körelir. Sürekli navigasyona teslim olduğumuzda, beynimizin bu yönü de giderek daha az çalışır.

Sorun navigasyon kullanmak değil.

Sorun, yön bulma refleksini düşünmeden ona devretmektir. Çünkü teknoloji hayatı kolaylaştırırken bazen beynimizin yapması gereken işi de üstleniyor.

Bugün birçok insan, yıllardır gittiği bir yere bile telefonsuz gitmeye çekiniyor.

Bir zamanlar içimizde olan “yol hissi”, artık ekranın içinde saklı.

Aslında mesele hiçbir zaman kaybolmamak değildi. Kaybolmayı göze alabilmekti.

Ara sıra telefonu cebimize koyup hafızamıza güvenmekte fayda var.

Çünkü beyin de kaslar gibidir:

Kullanılmazsa zayıflar. Ve en tehlikelisi şudur: Zayıfladığını fark ettirmez.

 

Prof.Dr.Hakan Levent GÜL
İstanbul Rumeli Üniveristesi, Spor Bilimleri Fakültesi
Moodist Hastanesi, Nöroloji Kliniği