PROF.DR. YAVUZ TAŞKIRAN · 23.09.2026
Okullarımızdaki tehlike…
Bunun sebepleri üzerine bir hayli fazla sayıda değerlendirme ve yorum yapanları
izliyorum. Hiç birisi bunun erken çocuklukta ve ilköğretimin ilk kademesinde beden
eğitimi ve spor derslerinin yapılmayışına bağlayamadı.
Bu olayların, sosyal medya, aile, kişilerin/kurumların tutumları, uygulama ve görüşleri ile de ilgisi olacaktır elbette.
* * *
Küçücük çocuklarımızın inanılmaz düzeyde hareket ve oyun ihtiyacı varken “Atlama,
zıplama, koşma, terlersin, aman ha” diyerek onların en doğal davranışlarını
sergileyebilecekleri bir dönemde inanılmaz boyutlarda engeller yaratanlar acaba
kimlerdir? Başta anne ve babalar, sonra okul ve ardından toplumsal sürüklenmelerdir.
“Anne ve baba eğitimi” konusunda ne kadar başarılı olduk? Bugün yüksek düzeyli
boşanma oranlarını okuyoruz, izliyoruz. Ekonomik nedenlerin başı çektiği bu
durumlarda, en çok etkilenenlerin başında çocuklarımızın geldiği alenen
bilinmektedir. Keza düşük gelirli aile yapılarında da buna benzer tablolarla
karşılaşıyoruz.
Okullarımızda devlet ve özel ayrışması, tanımlaması güç düzeylere ulaştı. Bazı
ailelerin çocuklarını okullara göndermeme eğilimi içinde oldukları biliniyor. Şimdilerde
değişik meslek gruplarında olup okul çağına gelmiş çocukları için eğitim kurumu
aramak, önermek bugünlerde yaptığım işler arasında yer alıyor.
Ama şunu gözlemlediğimin de farkındayım: Anne ve babaları “egzersiz ve spor”
yapmışsa, çocuklarını spor yapmaya teşvik etmiş ve onlarla bizzat ilgilenmişlerse, o
çocuklar hem girdikleri sınavlarda başarılı oluyorlar hem ilerideki meslek hayatlarında
inanılmaz pozisyonlarda çalışıyorlar. Bunun altını çizerek sizlerle paylaşıyorum.
* * *
Geleceğimizi tasarlamada “sporun yeri” unutulmamalıdır. Ancak bunun planlaması ve
yapılanmasında bugünkü yasa ve yönetmelikler, kurumlar yeterli değildir. Okullar hâlâ
alfabe öğretme peşinde. Bugün okula başlayan çocukların büyük bir oranı okumayı
çözdüğü gibi rahatlıkla da yazıyor. Elektronik ortamlara çok kısa sürede uyum
sağlıyor. Üniversitelerimiz, büyük ölçüde istihdamı olmayan alanlar için insan
yetiştiriyor. Bu konuda bazı girişimlerin başladığını sevinerek öğreniyorum.
Ve asıl yazmak istediğim noktaya geliyorum: Meslek insanı yetiştirmede sınıfta kaldık
gibi. Marangozluk bitti… Elektrikçi, dokumacı, tamirci, kaporta ustası, boyacı, parkeci,
sıhhi tesisat ustası, vb. birçok meslek grubunda “uzman ve kesin çözüm odaklı”
elemanların temininde zorluklar yaşıyoruz. Kahverengi veya beyaz eşya grubunda
her şey servisler tarafından yürütülse de onlar da yetenekli, becerikli eleman
bulmakta zorlanıyorlar.
Okullardaki yaşadıklarımızı bir de bu açılardan bakmak gereklidir. Denizlere sırtını
dönmüş, dağlara küsmüş, ovaları görmemiş, izcilik yapmamış bir nesilden gelecek
yaratılmaz…
Prof. Dr. Yavuz TAŞKIRAN