Bunun sebepleri üzerine bir hayli fazla sayıda değerlendirme ve yorum yapanları izliyorum. Hiçbirisi bunun erken çocuklukta ve ilköğretimin ilk kademesinde beden eğitimi ve spor derslerinin yapılmayışına bağlayamadı.


Bu olayların ne sosyal medya, ne aile, ne de eleştirilmekte olan kişilerin/kurumların uygulama ve görüşleri ile ilgisi yoktur.

Küçücük çocuklarımızın inanılmaz düzeyde hareket ve oyun ihtiyacı varken “Atlama, zıplama, koşma, terlersin, aman ha” diyerek onların en doğal davranışlarını sergileyebilecekleri bir dönemde büyük boyutlarda engeller yaratanlar acaba kimlerdir? Başta anne ve babalar, sonra okul ve ardından toplumsal sürüklenmelerdir.

Anne ve baba eğitimi konusunda ne kadar başarılı olduk? Bugün yüksek düzeyli boşanma oranlarını okuyoruz, izliyoruz. Ekonomik nedenlerin başı çektiği bu durumlarda, en çok etkilenenlerin başında çocuklarımızın geldiği alenen bilinmektedir. Keza düşük gelirli aile yapılarında da buna benzer tablolarla karşılaşıyoruz.

Okullarımızda devlet ve özel ayrışması, tanımlaması güç düzeylere ulaştı. Bazı ailelerin çocuklarını okullara göndermeme eğilimi içinde oldukları biliniyor. Şimdilerde değişik meslek gruplarında olup okul çağına gelmiş çocukları için eğitim kurumu aramak, önermek bugünlerde yaptığım işler arasında yer alıyor.

Ama şunu gözlemlediğimin de farkındayım: Anne ve babaları egzersiz ve spor yapmışsa, çocuklarını spor yapmaya teşvik etmiş ve onlarla bizzat ilgilenmişlerse o çocuklar hem girdikleri sınavlarda başarılı oluyorlar hem ilerideki meslek hayatlarında inanılmaz pozisyonlarda çalışıyorlar. Bunun altını çizerek sizlerle paylaşıyorum.

Geleceğimizi tasarlamada sporun yeri unutulmamalıdır. Ancak bunun planlaması ve yapılanmasında bugünkü yasa ve yönetmelikler, kurumlar yeterli değildir. Okullar hâlâ alfabe öğretme peşinde. Bugün okula başlayan çocukların büyük bir oranı okumayı çözdüğü gibi rahatlıkla da yazıyor. Elektronik ortamlara çok kısa sürede uyum sağlıyor. Üniversitelerimiz, büyük ölçüde istihdamı olmayan alanlar için insan yetiştiriyor. Bu konuda bazı girişimlerin başladığını sevinerek öğreniyorum.

Ve asıl yazmak istediğim noktaya geliyorum: Meslek insanı yetiştirmede sınıfta kaldık gibi... Marangozluk bitti. Elektrikçi, dokumacı, tamirci, kaporta ustası, boyacı, parkeci, sıhhi tesisat ustası, vb. birçok meslek grubunda uzman ve kesin çözüm odaklı elemanların temininde zorluklar yaşıyoruz. Kahverengi veya beyaz eşya grubunda her şey servisler tarafından yürütülse de onlar da yetenekli, becerikli eleman bulmakta zorlanıyorlar.

Okullardaki yaşadıklarımıza bir de bu açılardan bakmak gereklidir. Denizlere sırtını dönmüş, dağlara küsmüş, ovaları görmemiş, izcilik yapmamış bir nesilden gelecek yaratılmaz…

 

Kocaeli, 19 Nisan 2026