SESSİZ VERA’NIN SATRANÇ TAHTASI’NDAKİ İSYANI...
Öyle insanlar vardır ki; yaşadıkları dönemin kalabalığı içinde sessiz görünürler ama “bıraktıkları iz”, yıllar sonra bile dikkatle bakıldığında rahatlıkla seçilir.
Kimi büyük isimler gürültüyle gelir, alkışlarla büyür, çağlarının gözdesi olur; kimileri ise fazla ses çıkarmadan, ağır ağır, ama derin izler bırakarak tarihin içinde kendilerine sağlam bir yer açar.
Vera Menchik işte böyle bir isimdi. O yalnızca bir satranç şampiyonu değildi; zekâsını, sabrını ve direncini erkek egemen bir dünyanın tam ortasına koymuş sessiz bir meydan okumaydı.
* * *
1906 yılında o dönemin çok kültürlü şehirlerinden biri olan Moskova’da doğdu. Babası Çek kökenliydi; annesi ise İngiliz genleri taşıyordu. Hayatı daha "çocuk yaşta" farklı kültürlerin gölgesinde şekillenmişti. Ailesi varlıklı sayılabilecek bir yaşam sürse de, dünyanın sert rüzgârları kapıyı çalmaya gecikmedi. Devrim yıllarının siyasi ve ekonomik sarsıntıları yalnız ülkeleri değil, insanların iç düzenini de yerinden oynattı. Menchik ailesi de bu fırtınadan nasibini aldı. Çocukluğun güvenli duvarları çatladı; hayat Vera’ya “erken yaşta dayanıklılık” öğretmeye başladı.
Satrançla tanışması ise bir tesadüf değil, yavaş yavaş büyüyen bir tutkunun hikâyesiydi. Henüz küçük yaşlarda satranç taşlarının “sessiz diliyle” ilgilenmeye başladı. Kimi çocuklar oyun oynarken gürültü çıkarır, kimileri dünyayı sessizce çözmeye çalışır. Vera ikinci gruptandı. Tahta üzerindeki her taş ona sadece bir hamleyi değil, “düşünmeyi, sabrı ve zamanlamayı” öğretiyordu.
Ailesi daha sonra İngiltere’ye taşındığında Vera için yeni bir hayat başladı. Göç, çoğu insan için yalnızlık ve belirsizlik demektir. Yeni bir dil, yeni insanlar, yeni alışkanlıklar… Ama bazen insanı ayakta tutan bir tutku da vardır. Vera için bu "tutkunun adı" satrançtı. Londra’da kendisini oyuna daha fazla verdi. Dönemin önemli satranç eğitmenlerinden destek aldı; oyununu yalnız sezgileriyle değil disiplinle de geliştirdi. Ve sonra dünya onu tanımaya başladı.
Henüz yirmili yaşlarının başında, kadınlar dünya satrancında zirveye yerleşti. Üstelik bu yalnızca bir kez yaşanmış geçici bir başarı değildi. Vera Menchik, kadınlar dünya şampiyonluğunu yıllarca elinde tutarak satranç tarihine damga vurdu. Ancak onu farklı yapan yalnızca “kupalar” değildi. O, erkeklerin hâkim olduğu turnuvalarda da masaya oturuyor, küçümseyen bakışlarla karşılaşıyor ve çoğu zaman rakiplerini kendi silahlarıyla yeniyordu: “düşünce, strateji ve sabır…”
Dönemin bazı erkek oyuncuları, bir kadının ciddi bir rakip olabileceğine inanmak istemiyordu. Hatta alaycı bir tavırla “Bir kadına yenilenler kulübü” gibi küçümseyici sözler de ürettiler. Ne var ki, satranç tahtası “kibri” sevmez. Orada soyadınızın, şöhretinizin, cinsiyetinizin fazla hükmü yoktur; yalnızca hamleniz konuşur. Vera, birer birer birçok güçlü rakibi mağlup ettikçe “alay etmek” yerini “saygıya” bıraktı. Vera, satranç dünyasının “sessiz ama kararlı sesi” oldu.
Onun kişiliğini anlamak isteyenler için belki de en önemli ayrıntı şudur: Vera, şatafatı seven biri değildi. Göz önünde olmayı arzulayan, yüksek sesli zafer nutukları atan bir karakter de değildi. O daha çok düşünmeyi seven, sakin, “kontrollü ve disiplinli” bir insandı. Zaferlerini bağırarak değil, bir sonraki hamlesini hesaplayarak taşıdı hayatına… Belki de onu büyük yapan buydu: “Gösteriş yerine derinliği seçmek…”
Ne var ki hayatın satranç tahtası her zaman adil değildir. 1944 yılında, ikinci büyük savaşın karanlık günlerinde, Londra’da gerçekleşen bir bombardımanda annesi ve kız kardeşiyle birlikte yaşamını yitirdi. Henüz kırklı yaşlarının başındaydı. Tahtada yüzlerce oyunu kazanmış bir zihin, “savaşın kör şiddeti” karşısında savunmasız kalmıştı. İnsan, burada tarihin tuhaf ironisini düşünmeden edemiyor: Nice rakibini zekâsıyla mat eden bir kadın,” insanlığın ortak deliliği olan” savaş karşısında yenilmişti.
Ama bazı insanlar ölümle kaybolmaz; biçim değiştirir. Vera Menchik bugün yalnız bir dünya şampiyonu olarak değil, görünmez duvarlara karşı yürümüş bir irade olarak hatırlanıyor. O, sadece satranç tahtasında “taş oynatan bir kadın” değil; düşüncenin sabırla birleştiğinde önyargıları nasıl susturabileceğinin yaşayan kanıtıydı.
Ve belki Vera’nın bize bıraktığı en kıymetli ders şu:
“İnsan bazen yüksek sesle bağırmadan da çağını değiştirebilir. Çünkü gerçek güç, çoğu zaman gürültüde değil; doğru zamanda yapılan sessiz ve kararlı bir hamlede saklıdır…”
Vera da her türlü zorluğa rağmen "dönemine damga vuran" isimlerden olmuştur!
DERLEYEN: YUSUF YALKIN