Bir nörolog olarak bana en sık sorulan sorulardan biri şudur: “Hocam, inmeden korunmak için gerçekten ne yapmalıyız?”

Bazı kişiler sihirli bir ilaç duymayı bekler. Kimileri egzotik bir diyet, mucize bir vitamin veya pahalı bir tedavi. Ama çoğu zaman cevabım onları biraz hayal kırıklığına uğratır: Düzenli egzersiz.

Evet, kulağa basit geliyor. Ama bilimsel gerçek şu ki, egzersiz beynin en güçlü koruyucu ilaçlarından biridir.

İnme (felç), temelde beynin bir bölgesine giden kan akımının azalması veya tamamen kesilmesi sonucu oluşur. Beyin hücreleri oksijensiz kaldığında ise maalesef dakikalar içinde geri dönüşü zor hasarlar oluşabilir. İşte tam bu noktada egzersiz devreye girer.

Egzersiz; tansiyonu düşürür, damar elastikiyetini artırır, kan şekeri kontrolünü iyileştirir, kolesterol profilini düzenler ve kilo kontrolüne yardımcı olur. Yani aslında inmenin başlıca risk faktörlerinin çoğunu aynı anda hedef alır. Bir anlamda egzersiz, nörolojinin “çok yönlü çalışan ilacı” gibidir.

Elbette inme riskini belirleyen tek faktör fiziksel aktivite değildir. Sigara kullanımı, damar duvarında hasar oluşturarak ve pıhtılaşma eğilimini artırarak önemli bir risk yaratır. Sağlıksız beslenme, özellikle fazla tuz, doymuş yağ ve işlenmiş gıdalar; hipertansiyon, diyabet ve obezite üzerinden inmeye zemin hazırlar. Bunun yanında bazı kişilerde genetik yatkınlık da rol oynayabilir. Ailede erken yaşta damar hastalığı öyküsü olan bireylerde risk biraz daha yüksek olabilir. Ancak iyi haber şu ki; genetik kader değildir. Yaşam tarzı düzenlemeleri bu riskin önemli bir kısmını dengeleyebilir.

Küçük bir hatırlatma: su tüketimi de en az egzersiz kadar önemlidir. Beyin büyük oranda sudan oluşur ve hafif susuzluk bile dikkat, dolaşım ve genel beyin fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilir; bu yüzden özellikle hareketli günlerde susamayı beklemeden düzenli su içmek, damar sağlığını destekleyen basit ama etkili bir alışkanlıktır.

Düzenli fiziksel aktivite beynin damar ağını da geliştirir. Yeni küçük damar bağlantıları oluşur, beyin kanlanması artar ve nöroplastisite desteklenir. Yani beyin, egzersiz yapan insanlarda adeta “yedek yollar” oluşturur. Bu durum olası bir damar tıkanıklığında bile hasarın daha sınırlı kalmasına katkı sağlayabilir.

Tabii burada akla şu soru geliyor: “Hocam, maraton mu koşalım?”

Hayır. Beyninize yatırım yapmak için olimpiyat sporcusu olmanız gerekmiyor.

Bilimsel çalışmalar haftada en az 150 dakika orta düzey aerobik egzersizin belirgin koruyucu etkisi olduğunu gösteriyor. Bu da günde yaklaşık 30 dakikalık tempolu yürüyüş demek.

Yani aslında mesele oldukça basit: Asansör yerine merdiven, kısa mesafelerde araba yerine yürüyüş, hafta sonu koltuk yerine park.

Hastalarıma bazen şöyle söylüyorum: “Beyin MR’ınızı temiz tutmanın en ucuz yolu spor ayakkabısıdır.”

Üstelik egzersizin kazancı sadece inmeden korunmak değildir. Düzenli hareket eden kişilerde depresyon daha az görülür, bilişsel performans daha iyi olur, uyku kalitesi artar ve yaşam süresi uzar. Kısacası egzersiz sadece kasları değil, beyni de çalıştırır.

Bugün küçük bir deney yapın: Telefonunuzdaki adım sayar uygulamasına bakın. Eğer sayı biraz utangaç görünüyorsa, beyniniz sizden küçük bir iyilik bekliyor olabilir. Unutmayın: beynin en iyi dostlarından biri harekettir.

Ve bazen felci önlemenin ilk adımı, gerçekten de ilk adımı atmaktır.

 

Prof.Dr.Hakan Levent GÜL