Yusuf YALKIN · 13.10.2026
Bir milletin bağımsızlık iradesiyle yükselen Ankara, 103 yıldır Cumhuriyet'in hafızasını taşıyor. Ancak geçmişin gururu kadar, geleceğin sorumluluğu da bu kentin omuzlarında…
Bazı tarihler vardır; takvim yapraklarında kalmaz, bir milletin kaderine yazılır. 13 Ekim 1923, Ankara için böyle bir tarihtir. Aradan tam 103 yıl geçti. Dile kolay! Fakat mesele yalnızca bir kentin başkent oluşunun üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmiş olması değildir. Asıl mesele, yokluklar içinden doğan bir Cumhuriyet'in, bağımsızlık iradesini bir kentin kimliğinde yaşatabilmesidir.
Ankara, 13 Ekim 1923'te Türkiye'nin başkenti ilan edildiğinde sıradan bir Anadolu kentiydi. İstanbul'un tarihsel ihtişamıyla yarışabilecek bir görünümü, bugünkü anlamıyla gelişmiş bir altyapısı yoktu. Ancak Ankara'nın başka bir gücü vardı: Millî Mücadele'nin karargâhı olmuş, milletin kendi geleceğini belirleme iradesine tanıklık etmişti. Başkentlik kararı, yalnızca devletin yönetim merkezini değiştirmiyor; yeni devletin yönünü de gösteriyordu. Geçmişin imparatorluk başkentinden, geleceğin Cumhuriyet başkentine uzanan bir irade ortaya konuyordu.
Mustafa Kemal Atatürk ve mücadele arkadaşları, Anadolu'nun ortasındaki bu kenti seçerken yalnızca coğrafyayı değil, geleceği de düşünüyordu. Ankara, bağımsızlığın İstanbul'daki eski düzenin gölgesinde değil, milletin iradesiyle şekillenen yeni bir merkezde hayat bulacağının simgesiydi. Nitekim Cumhuriyet'in ilanına daha 16 gün vardı. Başkentlik kararı, kurulmakta olan yeni devletin rotasını belirleyen önemli adımlardan biriydi.
Ankara'nın hikâyesi, bu nedenle bir şehircilik öyküsünden ibaret değildir. Aynı zamanda bir zihniyet değişiminin, çağdaşlaşma arayışının ve toplumsal dönüşüm iddiasının hikâyesidir.
Diyalektik düşüncenin bize hatırlattığı gerçek de budur: Bir gelişmenin olumlu sonuçları, onun olumsuzluklarını tartışmamıza engel olmamalıdır. Başarıyı görmek kadar eksikleri belirlemek, eksikleri belirlemek kadar çözüm üretmek de önemlidir.
Ankara'nın geçmişiyle övünmek hakkımızdır; fakat bu övüncü geleceğin sorumluluğundan kaçmanın gerekçesi yapamayız.
Ankara'nın başkentliği yalnızca devlet kurumlarının bu kentte bulunması anlamına gelmez. Başkent, aynı zamanda ülkenin yönetim anlayışını, adalet duygusunu, çağdaşlık hedefini ve topluma sunduğu olanakları temsil eder.
Çünkü başkent olmak bir unvandır; o unvanın hakkını vermek ise sürekli bir çaba gerektirir. Cumhuriyet'in değerleri yalnızca törenlerde anılarak değil, günlük yaşamda adalet, fırsat eşitliği, özgür düşünce ve insan onuruyla buluşturularak yaşatılır.
Bir başkentin gerçek gücü, yalnızca görkemli binalarında ya da geniş caddelerinde aranamaz. O kentte yaşayan insanların kendilerini ne kadar güvende hissettiklerinde, çocukların geleceğe ne kadar umutla baktıklarında ve yurttaşların kentin olanaklarından ne ölçüde eşit yararlanabildiklerinde de aranmalıdır.
Bugün Ankara'nın başkent oluşunun 103. yılını kutlarken, bu kentin hangi koşullarda doğduğunu unutmamalıyız. Millî Mücadele'nin güçlükleri içinde şekillenen bağımsızlık iradesi, yalnızca bir zaferin hatırası değildir. Aynı zamanda geleceği kendi aklımızla kurabilme cesaretinin ifadesidir.
Atatürk'ün ve mücadele arkadaşlarının bıraktığı mirasa sahip çıkmak, geçmişi değişmez bir övgü konusu hâline getirmekten ibaret olamaz. O mirasın özündeki sorgulama, akıl, bilim ve yenilenme anlayışını bugünün sorunlarına taşıyabilmek gerekir. Çünkü geçmişin büyük başarıları, gelecekteki başarıların kendiliğinden garantisi değildir.
Ankara 103 yıldır başkentimiz. Bu süre, bir kentin tarihine olduğu kadar, bir milletin ortak hafızasına da yazıldı. Şimdi önümüzde yeni bir sınav var: Ankara'yı yalnızca geçmişiyle gurur duyulan bir kent olarak mı bırakacağız, yoksa daha yaşanabilir, daha adil, daha yeşil ve daha çağdaş bir başkent olarak gelecek kuşaklara mı aktaracağız?
Bu sorunun cevabı, yalnızca yöneticilerin kararlarında değil, toplumun beklentilerinde ve ortak sorumluluk bilincinde de saklıdır.
Ankara'nın 103 yıllık başkentlik öyküsü kutlanmayı hak ediyor. Ancak bu kutlamanın gerçek anlamı, geçmişin gururunu geleceğin sorumluluğuyla birleştirebildiğimiz ölçüde büyüyecektir.
Başkentimiz Ankara'nın 103. yılı kutlu olsun. Cumhuriyet'in bağımsızlık, akıl, bilim ve çağdaşlık idealleriyle aydınlanan bu kent, gelecek kuşaklara da umut vermeyi sürdürsün...