İSKENDERİYE FENERİ (2)
1991’de hentbolun Avrupa yapılanması için bu satırların yazarı dönemin hentbol federasyonu başkanı kıymetli hocam Prof. Dr. Yavuz İmamoğlu ile Münih üzerinden Berlin’e uçtuk.
1946’da kurulan IHF (Uluslararası Hentbol Federasyonu), kıtalardaki organizasyonlarda hafiften sınıfta kaldığı için aralarında Türkiye, İsviçre, Yunanistan, Almanya ve Avusturya’nın başı çektiği bir grup kulis faaliyetlerine başlamıştı. Polonya, o zamanki adı ile Çekoslovakya, Macaristan, İspanya bu ilk kuruluş toplantısının ortakları idi.
Berlin’in doğu tarafında kalan bir otelde EHF’nin (European Handball Federation) kuruluş adımları atılmıştı. Bir yıl sonrasında resmi kuruluşun yapılmasına karar verildi. Yıl 1992 ve Avrupa Hentbol Federasyonu kuruldu. Merkezi neresi olsun tartışmaları ayrı bir yazı konusudur ama hemen her üyenin aynı sürelerde ulaşabileceği bir nokta olması bakımından Viyana ipi göğüsledi.
1994 yılına geldik. Kuzey ülkelerinin ve özellikle Rusların hentboldaki olağanüstü başarısı karşısında ne yapılabilir tartışmalarının galiba bitiş coğrafyası Mısır’ın başkenti Kahire olmuştu. Bu ülkelerin özellikle savunmadaki 6:0 dizilişini geçerek gol atmak mümkün görünmüyordu. Rusların bu yüksek başarısı nasıl yok edilebilirdi?
Biraz bekleyin. Birkaç paragraf sonrası geliyor.
Kahire’ye varmış, tesadüf yol arkadaşımızı İskenderiye’ye yollamış ve biz de Kahire’deki Olimpik Merkezde yer alan otelimize doğru harekete geçmiştik. Otele vardığımda resepsiyon çalışanlarının bizim Türkiye’den geldiğimizi öğrenmeleri onları şaşırtmıştı. Bazı ortak selamlaşma sözcüklerimiz bizi de mutlu ediyordu. Odalarımıza yerleştik. Akşam yemeği için otelin büyük salonundayız. Yanımda Yaşar Sevim, Moshe Herman, Ton van Linder, Wolfgang Pollany, Almanların Olimpiyat ve Dünya Şampiyonalarında final yönetmiş ünlü bir hentbol hakemi de vardı.
Moshe Herman, İsrail- Arap savaşından sonra ilk kez bir Arap ülkesine geliyordu. Sporun barış temelli özelliklerinden biri olmalı bu. Tabi yanında bir düzineyi bulan korumasını da eklemeliyim. Yemek bitti, kahve için çıktık. En yakındaki bir Çin restoranını ziyaret ettik. Oradaki sohbet, ertesi günün kural değişikliğini netleştirmişti: Rusların defanstaki üstünlüğünü kırmak… Ama nasıl?
Sempozyum, bir spor salonunda yapılıyordu. Hava çok sıcaktı. Spor salonunda bazı delegeler mont talep ettiler. Klimalar o kadar güçlü çalışıyordu ki, bırakın serinlemeyi neredeyse insanlar donacaktı.
İkinci günün ortasında önceki satırlarda bahsettiğim dostlarımı alıp Kahire’nin en muhteşem camisi olan M. Ali Paşa’ya götürdüm. Bu arada kurallarla ilgili tartışmalar ve önerilere devam ediyoruz. Akşamında Nil’de seyir halinde olan bir teknede yemeğimizi yedik. Teknede iken Agatha Christie’nin “Nil’de Ölüm” filmi aklıma geldi ama etrafımızda epeyce Hercules Poirot olduğu için güvendeydik.
Ertesi günün sabahın erken saatlerinde resepsiyondan bir telefon haberi aldım. İzmir- İstanbul ve oradan Kahire’ye birlikte geldiğim arkeolog arkadaşımız İskenderiye’de, Dünyanın yedi harikasından biri olduğu bilinen İskenderiye Feneri’nin kazı heyeti başkanı olan Jean-Yves Empereur ile lobide beni bekliyorlardı. Büyük bir şaşkınlık yaşamıştım. Dünyanın en önemli eserlerinden birisinin peşinde olan bir ekip ve orada bir Türk Kadın Arkeolog’un yer alması muhteşem bir şeydi. Mısır Hentbol Federasyonunun onu havalimanından özel bir araç ile kazı bölgesine göndermesi ekibi çok etkilemiş, bir teşekkür ziyareti için kaldığımız otele gelmişlerdi.
Şimdi sıkı durun:
İskenderiye’deki kazı ekibi, bu şehrin doğu limanı denilen bölgesindeki Pharos adası açıklarında bu fenerin blok granit taşlarını buldu ve dünyaya ilân etti. İskenderiye Feneri yeniden keşfedilmişti. Merak edenler Time ve Paris Match dergilerinin kapaklarını inceleyebilirler. Araştırma/kazı ekibi içerisinde bir Türk bilim insanının olması bizi ziyadesi ile memnun etmişti.
Ve hentboldaki en önemli kurallardan birinin yaratılması konusu:
Gol sonrası oyuna hızlı başlama kuralının temelleri atıldı. Hentbolda eskiden gol sonrası, golü atan takımın bütün oyuncularının sahanın orta çizgisini geçmeleri gerekiyordu. Hakem tüm rakip oyuncuların orta çizgiyi geçmesini bekler ardından oyuna başlama düdüğü çalardı. Bu kural ile gol sonrası oyuna başlayacak olan takımın kalecisi orta çizginin ortasında bekleyen takım arkadaşına topu hızla ilettiğinde hakem diğer oyunculara bakmaksızın oyuna başlama düdüğünü çalmaya başlamıştı.
Devrim niteliğindeki bu kural değişikliğinin temelleri Kahire’deki sempozyum esnasında atılmıştı. Ortalama boyları 2 metreyi bulan bir takımın gol sonrası bu kadar çabuk kendi sahasına dönemeyecekleri düşünüldüğünde, gol sonrası hızlı oyuna başlama kuralı belki de hentbolun en çarpıcı taraflarından biri olabilir mi?
Sonra ne mi oldu? Bunu başka bir yazımda anlatayım.
(devam edecek)
İstanbul, 25 Temmuz 2026