Organizasyon Yapmak Yetmez: Türkiye Gerçekten Olimpik Bir Spor Sistemi Kurabiliyor mu?
Türkiye artık sadece büyük organizasyonlar yapan bir ülke olmak istemiyor. Hedef daha büyük: sürdürülebilir bir olimpik spor sistemi kurmak. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Başkanı Prof. Dr. Veli Ozan Çakır’ın TRT Spor’daki açıklamalarına bakınca, spor yönetiminde ilk kez bu kadar net şekilde “sistem”, “yüksek performans”, “olimpik kültür” ve “kurumsal dönüşüm” kavramlarının öne çıktığı görülüyor. Bu önemli. Çünkü yıllardır tesis yaptık, salonları doldurduk, organizasyonlar düzenledik ama madalya tablosunda hâlâ istediğimiz yerde değiliz.
Dünya artık başka bir yere geçti. Başarılı ülkeler sadece yetenekli sporcu yetiştirmiyor; veriyi kullanan, bilimi merkeze alan, sporcu gelişimini çocuk yaşta planlayan sistemler kuruyor. İngiltere, Avustralya ya da Fransa’nın başarısı tesadüf değil. Türkiye’de de ilk kez buna benzer bir yaklaşımın açık şekilde konuşulduğunu görüyoruz.
Ama asıl soru şu: Gerçekten bir sistem mi kuruluyor, yoksa güçlü bir vizyon mu anlatılıyor?
Çünkü hâlâ cevap bekleyen kritik konular var:
- Hangi branşlara öncelik verilecek?
- Sporcu gelişim modeli nasıl işleyecek?
- Üniversiteler sistemin neresinde olacak?
- Veri analitiği ve spor bilimleri karar süreçlerine dahil edilecek mi?
- Başarı nasıl ölçülecek?
Türkiye’nin en büyük problemi yıllardır aynı: sistem yerine kişilere bağlı ilerlemek. Oysa gerçek olimpik başarı; kişiler değişse bile çalışan, sürdürülebilir ve bilimsel temelli yapılarla gelir. Organizasyon yapmak yetmez. Önemli olan o organizasyonların madalyaya, spor kültürüne ve sürdürülebilir başarıya dönüşmesidir.
Bir başka dikkat çekici nokta da şu: Prof. Çakır sadece bu vizyonu anlatan bir akademisyen değil, aynı zamanda Spor Hizmetleri Genel Müdür Vekili olarak bu dönüşümün merkezindeki isimlerden biri. İşte burada herkesin aklına aynı soru geliyor:
Bu kadar büyük iki sorumluluk aynı anda nasıl yürütülecek?
Bir tarafta Türkiye genelindeki tesisler, federasyonlar, bütçeler ve organizasyon süreçleri… Diğer tarafta ise yıllar sürecek olimpik dönüşüm hedefi. Dünyadaki örneklere baktığımızda, bu tür yapıları yöneten isimlerin genellikle tüm zamanını sadece bu işe verdiğini görüyoruz. Çünkü olimpik sistem kurmak, yalnızca vizyon değil; sürekli takip, koordinasyon ve büyük bir enerji istiyor.
Belki de Türkiye’nin önündeki asıl mesele tam burada başlıyor:
“İyi organizasyon yapan ülke” olmaktan çıkıp, gerçekten olimpik performans sistemi kurabilen bir ülkeye dönüşebilmek.
2036 hedefi heyecan veriyor. Ama asıl soru şu:
Türkiye sadece olimpiyat düzenleyen bir ülke mi olacak, yoksa olimpik sistemi yaşayan bir spor ülkesi mi?