Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim. Mustafa Kemal Atatürk, 24 Haziran 1926

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün yıllar önce söylediği bu söz, çoğu zaman sadece spor ahlakına dair bir cümle gibi okunur. Oysa dikkatli bakıldığında bunun çok daha büyük bir anlam taşıdığı görülür. Çünkü bu üç kelime aslında bir sporcu tarifinden çok, bir toplumun nasıl insan yetiştirmesi gerektiğini anlatır.

Bugün dönüp etrafımıza baktığımızda bu üç kavramın neden önemli olduğunu daha net görebiliyoruz.

Artık yalnızca güçlü olmak yetmiyor. Hızlı olmak da yeterli değil. Hatta zeki olmak bile tek başına bir üstünlük anlamına gelmiyor. Çünkü teknoloji çağında zekâ arttıkça manipülasyon kapasitesi de büyüyor. Çeviklik arttıkça fırsatçılık yaygınlaşıyor. Başarı büyüdükçe etik sorunlar derinleşiyor.

Belki de bu yüzden Atatürk’ün o cümlede özellikle sona bıraktığı “ahlak” kelimesi bugün her zamankinden daha kritik hâle geliyor.

Çünkü ahlak yoksa zekâ bazen kurnazlığa dönüşüyor.

Çeviklik ise ilkesiz bir pragmatizme…

 Bugünün dünyası çok hızlı insan yetiştiriyor ama maalesef aynı hızla karakter inşa edemiyor. Eğitim sistemleri bilgi ölçüyor ama vicdanı ölçemiyor. Kurumlar performansı ödüllendiriyor ama etik duruşu çoğu zaman görmezden geliyor. İnsanlar kariyer yapıyor ama toplumsal sorumluluk hissetmeden yükseliyor.

Sonra da hep birlikte aynı soruyu soruyoruz:
Neden güven duygusu zayıflıyor?
Neden kurumlara olan inanç azalıyor?
Neden insanlar aynı toplum içinde birbirine yabancılaşıyor?

Çünkü modernleşmeyi uzun zamandır sadece teknik gelişme olarak okuduk. Daha fazla teknoloji, daha fazla bina, daha fazla hız… Oysa gerçek çağdaşlaşma insan kalitesiyle ilgilidir.

Atatürk’ün yaklaşımı tam da burada farklılaşıyor. O, modern insanı sadece başarılı değil; düşünebilen, disiplinli, sorumluluk sahibi ve ahlaklı bir birey olarak tanımlıyor.

Yani mesele yalnızca “iyi sporcu” değil.
İyi akademisyen…
İyi yönetici…
İyi siyasetçi…
İyi bürokrat…
İyi vatandaş…

Kısacası "güçlü" olduğu hâlde "adil" kalabilen insan…

Bugün en büyük eksikliğimiz belki de tam burada ortaya çıkıyor. Zeki insan yetiştiriyoruz ama erdemli insan yetiştirmekte zorlanıyoruz. Hızlı düşünenleri alkışlıyoruz ama doğru düşünenleri yeterince önemsemiyoruz.

Oysa bir toplumun geleceğini belirleyen şey yalnızca bilgi seviyesi değildir. O bilginin hangi ahlaki zeminde kullanıldığıdır.

Bu yüzden "zeki, çevik ve ahlaklı" ifadesi bugün sadece nostaljik bir söz değil, aynı zamanda bir medeniyet uyarısıdır.

Çünkü zekâ tek başına
erdem değildir.

Çeviklik tek başına
başarı değildir.

Ahlak ise ikisini insanlık
yararına kullanabilmenin
temel şartıdır. 

Belki de bugün en çok
ihtiyaç duyduğumuz şey
tam olarak budur:

Başarılı olduğu kadar vicdanlı, hızlı olduğu kadar ilkeli, güçlü olduğu kadar adil insanlar yetiştirebilmek.
Ve galiba o ‘’1926’ yılında ifade edilen cümle hiç bu kadar güncel olmamıştı..

Bu vesileyle, başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyor; 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’mızı kutluyorum...