14 Mayıs 2026 Perşembe
DOLAR 45.44 ₺
EURO 53.24 ₺
STERLIN 61.47 ₺
G.ALTIN 6,832.02 ₺
BTC 79,046.69 $
ETH 2,241.47 $
BİST 0.00

    Yusuf YALKIN

    Yusuf YALKIN

    BU SPOR KÜLTÜRÜ LAFI DA NEREDEN ÇIKTI ŞİMDİ?

    Yayınlama: 14 Mayıs 2026 Perşembe 16:18

     

    Bir süredir ülkemizde sıkça sözü edilen bir moda yaklaşım oldu spor kültürü…
    Birçok uzmanın diline doladığı bu tanımlama, lüzumlu lüzumsuz yerlerde kullanıldığı için “gerçek anlamı anlaşılamadan” kaybolup gidecek!

    Davetli olarak gittiğim üniversitedeki panelde bir öğrenci, “Nedir bu spor kültürü denilen şey?” diye sorduğunda, anladım ki; “İçi boş bırakılan” bu kavramın doldurulma zamanı gelmiş!

    Gerçekten nedir bu spor kültürü?”
    Aslında bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde spor önemli bir dinamiği oluşturuyor.
    Ne var ki; insanımızın sporla ilişkisi genelde, “izleyici- taraftar” boyutunda sıkışıp kalıyor.
    Sporun insan sağlığı ve gelişimi için ne kadar “önemli olduğu” bilincine yeterince varamadığımız ortada…
    Bugün, Türkiye’nin en büyük takımlarında hangi oyuncunun oynatılmasını, takımın hangi sistemi benimsemesi gerektiğini, transferde alınacak sporcuları, bir mesleği ve işi olmayan, zamanını kahve köşelerinde harcayan birileri bile işi o ekibin teknik direktöründen daha iyi bildiğine inanmaktadır!
    Bu insan için spor, sadece eleştirme özgürlüğüdür; doğru söylese de, söylemese de…

    Toplumdaki bu eleştiri rahatlığı, ülkemizde sporun maalesef salt futbol olarak algılanmasına neden olmuştur.
    Oysa spor, bir çocuğun, gencin sağlığına ve gelişimine koyacağı önemli katkıların yanı sıra, onun kişiliğinin oluşumunda, “paylaşma- ekip çalışması- dayanışma” gibi kavramları benimsemesinde de önemli rol oynamaktadır.

    Gelişmiş ülkelerin özel lise ve üniversitelerinde, “Paranız olmasa bile” sadece spor ve sanat bursları sayesinde eğitim alabilen tonla insan görürsünüz! Türkiye’de bu neden denenmez; sporculara burslu eğitim olanağı çok ciddi biçimde niçin verilmez; neden sağlıklı bir eğitim görmesi gerçekleştirilemez; anlamakta zorlanıyorum.

    Belirli bir zekaya sahipseniz; üniversiteyi kazanıp, eğitiminizi görür doktor, mühendis, yazılımcı vs. olabilirsiniz. Ancak, önemli bir fiziksel yapıya sahip olsanız bile, belirli bir eğitimden sonra sporcu veya sanatçı olma olasılığınız yüksek değildir! Çünkü, iyi bir sporcu veya sanatçı olabilmek için herkesin sahip olduğu fiziksel ve zihinsel özelliklerin dışında “Yetenek” denilen ve çok insana nasip olmayan bu özeliği de bünyenizde barındırmanız gerekir.
    Bu yüzden gerçek sanatçı ve sporcular “özel” insanlardır! Dünyada artık, ülkelerin gelişmişliklerinde, bilim adamı sayısı kadar “sanatçı ve sporcu sayıları” da önemli kriter sayılmaktadır!

    Peki biz, çocuklarımızın eğitiminde, “sanata ve spora” ne denli önem veriyoruz?
    Bence, Türkiye’de sorulması gereken en can alıcı soru budur!
    Kendimizi kandırmayalım; karnelerde öncelikle matematik, fizik, yabancı dil, tarih, edebiyat gibi derslere bakmaz mıyız? Elbette kötü bir şey değil bu.
    Nerede Resim, nerede müzik, nerede beden eğitimi?
    Okullarımızda yıllardır beden eğitimi dersini kaldırmayı düşünmedik mi; ders saatini kuşa çevirmedik mi?
    Unutmayalım; bir toplumda müzik, resim ve beden eğitimi derslerine, matematik, edebiyat, yabancı dil ve diğer dersler kadar önem verildiğinde ancak, “Spor ve Sanat kültürü” oluşmaya başlar.
    Şunu artık iyice kabul etmeliyiz; “spor” büyük bir toplumsal dinamiktir. Giderek daha çok kişi tarafından ilgi gören, ekonomik yapısı, gelir- gider tablosu da her geçen gün yükselen, uluslar arası alanda “prestij ve güç” gösterisi konumuna gelen, milletleri “Sevince ya da yasa boğan” spor, ülkemizde hala ciddi bir politikaya kavuşamamıştır.

    En az olimpiyat düzenleme hevesimiz kadar, spor politikamızı oluşturmak için de çaba göstermeliyiz.
    Spordaki anarşiyi yasalar çıkararak önlemeye çalışmak yerine; spor ve sanat sevgisinin, spor kültürünün oluşumunu temelden yani “Küçük yaşlardan itibaren” sağlamaya, ilkokul döneminden itibaren “ders olarak” okutmaya başlamalıyız.

    Aksi taktirde, mühendis de olsa, doktor da, işçi de, işsiz de olsa kişiler tribünlerden ceplerindeki çakmağı, ellerindeki su şişelerini sahaya atmaya devam edeceklerdir. Çünkü, hiç bir çocuk, ortamı “köhne bir magazin programına” çeviren bazı TV yorumcularını dinleyerek, ne sporu öğrenebilir, ne de bir spor kültürü edinebilir!