Antakya'nın altında dünya tarihi yatıyor... Her metre karesinde geçmişteki bir uygarlıktan kalıntılar bulursunuz... Birilerinin artık bu gerçeği kabullenip buraların toparlanması için daha yoğun faaliyette bulunmaları lazım. Unutulmasın ki; Antakya geçmişinin zenginliğiyle dünya kenti olmaya en büyük adaydır! Geçmiş dönemlerde Roma, Kartaca (Carthage), İskenderiye (Alexandria) ile birlikte dünyanın en önemli 4 kentinden biridir Antakya (Antioch) ve birçok medeniyete başkentlik yapmıştır.
* * *
Durumun daha iyi anlaşılması için depremden öncesine dönüyorum şimdi....
Antakya'yı sevenler, değerini bilenler, tarihteki büyüklüğünden haberdar olanlar biraz kıpırdasa; biraz propaganda yapsa, biraz tanıtıma ağırlık verse (EXPO 2021'in de bu konuda çok işe yaradığı söylenemez), bu güzel kentimize dünyanın dört bir yanından turistler akın eder... Bu kutsal kenti görmek için kuyruğa girerler! Bu durum hem şehire, hem de ülke ekonomisine büyük katkı sağlar. Kadim kentimiz, dinler tarihine en yakından tanıklık eden uygarlıkların adeta bütünüdür. Başta Roma İmparatorluğu olmak üzere, birçok imparatorluğun en önemli şehirlerinden biridir Antakya... Önemli uygarlıklara başkentlik etmiştir. Bu bağlamda, dünyada eşi benzeri yoktur.
* * *
Olimpiyatlar denilince akla hemen Atina gelir ya; ama tarih öyle demiyor… İlk Olimpiyat Oyunları Antakya'da düzenlenmiştir... Şu an adı Kurtuluş Caddesi olan (maalesef depremle yerle bir oldu) alanda her iki yanı zeytinyağlı çıralarla ışıklandırılarak geceleri katılımcı sporcuların olimpiyat yürüyüşü yapmaları sağlanmıştır. Gündüzleri ise çeşitli alanlarda spor oyunları düzenlenmiştir. Bunu bana 25 yıl önce bir İtalya seyahatimde Roma'da Vatikan'ı gezerken bir kilise yetkilisi de ifade etmişti. Peki, buna neden gerek duymuştu? Çünkü, Vatikan'a girişte pasaportumun kontrolü sırasında hem Antakyalı, hem de gazeteci olduğumu öğrendiği için… Bu arada bir de şikayette bulunmuştu Sen Piyer Kilisesi'yle ilgili olarak… Turist olarak gelen bazı kişilerin şikayet mektuplarını da göstermişti. Yeterli otel olmayışından, kilise çevresinin bakımsızlığından, ilgisizlikten ve benzeri şeylerden söz ediliyordu mektuplarda… Neyse bunlar geride kaldı artık. Önümüze bakmamız gerekli.
* * *
Depremden önce uzun süre Antakya'ya gitmediğim için tarihi yerlerin son durumlarını bilmiyorum. Ama deprem sonrasında dünyanın en önemli mozaik müzesinde hasarlar meydana geldiğini, Kurtuluş caddesi üzerindeki tarihi Habibi Neccar Camisi'nin ise büyük bölümünün yıkıldığını üzülerek öğrenmiştim. Cami titiz bir biçimde yeniden restore edildi.
Malum, Sen Piyer yerleşkesi, Hristiyanlığın ilk kilisesidir. İncil’in ilk olarak orada metne geçirildiği ileri sürülür. Hristiyan sözcüğü ilk kez Antakya'da teleffuz edilmiştir. Bu nedenle büyük önem taşımaktadır... Bir anlamda, Hristiyanların kabesi gibidir. Antakya bu sebeple de bir dünya kentidir... Bu kentin depremde çok büyük darbe aldığı, çoğu yerinin yerle bir olduğu, insani kayıplar ve yapısal hasarın tahminlerin çok üstünde gerçekleştiği ifade ediliyor.
Bu durum, büyük üzüntümüzdür!
Ama bilinmelidir ki, Antakya'lı vefalıdır... Kentinin kendisine kattığı değerleri iyi bilir. Onunla yüzyıllardır bütünleşmiştir. Antakya ile Antakyalı siyam ikizleri gibidir, birbirine yapışıktır. Ayrılmaları mümkün değildir. Antakyalı şehrini gerçekten çok sever... Asla vazgeçmeyecektir.
* * *
Antakya aynı zamanda bir barış kentidir, huzur kentidir, kardeşlik kentidir, iyilik kentidir... Çeşitli dinden, mezhepten, ırktan insanların yıllardır uyum içinde, dostça, arkadaşça, kardeşçe sevgiyle birlikte yaşadıkları, çeşitli kültürlerin hamuruyla yuğrulmuş bir dayanışma kentidir. Kavgadan mutlu olmayı unutan insanlığa sunulmuş örnek bir şehirdir! Buraya çok daha fazla bugünlerde sahip çıkılmaldır.
Doğal olarak deprem öncesi güzelliğine kavuşması zaman alacaktır.
Kentimize ne kadar çok destek, ne kadar çok ilgi, ne kadar çok sevgi gösterilirse, Antakya o kadar çabuk iyileşecektir.
Ama bu sadece Antakyalıların değil; tüm Türkiye'nin bu kutsal şehire, bu kadim kente sahip çıkması, her türlü desteği göstermesi ile mümkündür.
Bu tarihsel olduğu kadar insani bir vecibedir.